Robbins Temel Patoloji 10. Baskı
Robbins Temel Patoloji 10. Baskı
TEMEL PATOLOJİ
Robbins
TEMEL
PATOLOJİ
ONUNCU BASKI
Çeviri Editörleri
Prof. Dr. Sıtkı Tuzlalı
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Emekli Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Mine Güllüoğlu
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı
GÜNEŞ TIP
KİTABEVLERİ
© 2020 Elsevier Limited
Robbins Temel Patoloji, Onuncu Baskı
978-975-277-822-1
Türkçe 1. Baskı
Vinay Kumar, MBBS, MD, FRCPath, Abul K. Abbas, MBBS, Jon C. Aster, MD, PhD tarafından hazırlanan “Robbins Basic
Pathology, 10th Edition” kitabının bu Türkçe yayını, Elsevier Limited tarafından üstlenilmiş ve Elsevier Inc. ile anlaşmalı olarak
yayınlanmıştır.
Tüm hakları saklıdır. 5846 ve 2936 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası gereği herhangi bir bölümü, resmi veya yazısı, yazarların
ve yayınlayıcısının yazılı izni alınmadan tekrarlanamaz, basılamaz, kopyası çıkarılamaz, fotokopisi alınamaz veya kopya anlamı
taşıyabilecek elektronik ve mekanik hiçbir işlem yapılamaz.
Previous editions copyrighted © 2013, 2007, 2003, 1997, 1992, 1987, 1981, 1976, and 1971
This translated edition of the Robbins Basic Pathology, 10th Edition by Vinay Kumar, MBBS, MD, FRCPath, Abul K. Abbas, MBBS
Jon C. Aster, MD, PhD is undertaken by Elsevier Limited and is published by arrangement with Elsevier Inc.
Çeviri Güneş Tıp Kitabevi’nin tek sorumluluğunda yapılmaktadır. Uygulayıcılar ve araştırmacıların, burada açıklanan her türlü bilgi, yöntem,
bileşik veya deneyin değerlendirilmesinde ve kullanımında her zaman kendi deneyim ve bilgilerine dayanmaları gerekmektedir. Tıp bilimindeki
hızlı gelişmeler nedeniyle, özellikle teşhis ve ilaç dozajlarının bağımsız olarak doğrulanması yapılmalıdır. Yasalar ölçüsünde Elsevier, yazarlar,
editörler veya katkıda bulunanlar, tercümeden veya burada yer alan herhangi bir yöntem, ürün, talimat veya fikirlerin kullanımı veya
işletilmesinden veya ürünlerin yükümlülüğü, ihmali veya başka bir sebeple kişilerde veya mülkte oluşabilecek herhangi bir yaralanma ve/veya
zarardan ötürü sorumluluk kabul etmez.
GENEL DAĞITIM
GÜNEŞ TIP KİTABEVLERİ
[Link]
info@[Link]
[Link]
[Link]
İTHAF
Torunlarımız
ve Çocuklarımız
İthaf edilmiştir.
Katkıda Bulunanlar
vi
Katkıda Bulunanlar vii
Neil D. Theise, MD
Professor
Department of Pathology
Icahn School of Medicine at Mount Sinai
New York, New York
viii B Ö L Ü M
Klinik Danışmanlar
viii
Prof. Dr. Sancar Barış
Önsöz
Onuncu baskı bir kitabın yaşamında önemli bir kilometre ta- çoğu kez, önceki baskıda bulunan bazı kısımları metin-
şıdır. Bu, geriye Temel Patoloji’nin kökenine dönüp Stanley lerden çıkartmamız gerekti. Bu değişikliklerin öğrencile-
Robbins’in birinci baskıdaki (1971) önsözünden aşağıdaki ri ferahlatacağını ve onuncu basımın güncel, ancak kolay
alıntıyı yapmak için uygun bir vesiledir: anlaşılır bir kitap olarak görüleceğini umut ediyoruz.
“Tıpkı insanlarda olduğu gibi, kitaplarda da şişman olan- • Üçüncüsü, çizimler hücre döngüsünün kontrolü ve kan-
ların içinde dışarıya çıkmak için çabalayan zayıflar mevcut- ser genlerinin etkileri gibi zor konuların anlaşılmasını
tur. Bu kitabın da çok daha kapsamlı olan öncülü Robbins kolaylaştırdığından, sanatsal kısım büyük ölçüde yeniden
Patoloji ile bu tür bir ilişkisi vardır. Bu kitap modern tıp gözden geçirildi ve derinlik eklenerek zenginleştirildi,
öğrencisinin ikilemine duyulan saygıdan kaynaklanmıştır. böylece dört renkli çizimler üç boyutlu görünüm kazan-
Müfredat klinik deneyime daha fazla yer verecek şekilde ye- dılar.
niden yapılandırılırken, okumaya ayrılan süre kısalmış oldu. • Son olarak, klinik içeriğin doğru ve güncel olmasını sağ-
Bu kitap yazılırken, çok nadir görülen olağan dışı lezyonlar lamamız için bizlere yardımcı olmak üzere bir klinik kon-
herhangi bir mazeret gösterilmeksizin kapsam dışı bırakıldı, sültan kurulu ekledik.
seyrek ya da önemsiz olanlardan ise kısaca bahsedildi. An- Öğrencilerin esas üzerinde odaklanmalarına yardımcı
cak, ana hastalık antitelerinin nispeten tümüyle ele alınması- olan ve anahtar “eve götürülecek mesajları” sağlayacak şe-
nın önemli olduğu görüşündeyiz.” kilde tasarlanan ek bir “araç” olan Özet kutucuklarını kul-
“Bebek Robbins”in bu baskısının amaçlarında da Stanley lanmaya devam ettik. Bunlar, öğrencilerin tümünün yararlı
Robbins’in bu vizyonuna sadık kalınmakla birlikte, bu basım bulduklarını söylemeleri nedeniyle, kitaba birkaç ek sayfa
birkaç ek ilke temel alınarak yenilenmiştir. ekleme riskine rağmen, korundular.
• Birincisi, hastalık mekanizmaları anlayışının, her zaman- Genomik çağa girmiş olmamıza rağmen, hiç eskimeyen
kinden daha fazla temel bilimler esasına dayalı olduğu araçlar olan makroskopik ve mikroskopik inceleme yöntem-
açıktır. Buna sadık kalarak, temel hücresel ve moleküler leri yararlılıklarını korumaya devam etmektedir. Morfolojik
biyolojiyi ilişkili patofizyoloji kısımlarıyla iç içe anlat- değişikliklere de referanslarıyla birlikte dikkat çekilmiştir.
maya çalışmıştık. Bu baskıda bir adım daha ileri giderek, Klinikopatolojik korelasyonlara güçlü atıf korunmuş ve an-
“Sağlık ve Hastalık Durumlarında Hücre” başlığı altında, laşılmış olduğu alanlarda moleküler patolojinin, tıp pratiğine
kitabın en başında yeni bir bölüm sunuyoruz. Bu bölümde, katkısı da vurgulanmıştır. Bütün bunlar metnin “göbeğini şi-
okuyucuyu spesifik hastalıklar konusundaki tartışmala- şirmeden” başarılabildiği için mutluyuz.
ra hazırlamak açısından yararlı olacağına inandığımız Metnin anlaşılabilir olmasının ve dilin doğru kullanımı-
konuların hücresel ve moleküler biyoloji yönlerine de nın kavramayı arttırdığına ve öğrenme sürecini kolaylaştır-
değinmeye çalıştık. Özetle, bu hücre biyolojisinde bilgi dığına kuvvetle inanmaya devam ediyoruz. Önceki baskılara
tazeleme kursu oldu. aşina olanlar, bilgi akışını iyileştirmek ve daha mantıklı hale
• İkincisi, öğreticiler olarak bizler, hastalıkların molekü- getirmek üzere, birçok bölümün metinlerinin yeniden orga-
ler esası konusundaki bilginin hızla artışı nedeniyle tıp nize edildiğini fark edeceklerdir. Artık dijital çağdayız, do-
öğrencilerinin kendilerini kaybolmuş hissettiklerinin de layısı ile metin online olarak da elde edilecektir. Ek olarak,
farkındayız. Bu nedenle, hasta başına henüz ulaşmayan elektronik versiyonda birimiz tarafından (VK) oluşturulan,
laboratuvar “gelişmelerini” dahil etmedik. Böylece, örne- güncellenmiş ve gözden geçirilmiş 100’ü aşkın olguya da
ğin kanser mutasyonlarını hedefleyen ve klinik çalışma- ulaşmak mümkün olacaktır. Bu interaktif olguların, patolo-
ları hala devam eden ilaçlar tartışma dışı bırakıldı, sadece jinin klinikteki uygulamaları nedeniyle, patoloji öğrenimini
etkinlikleri konusundaki kanıtların belirgin olduğu sey- kolaylaştıracağını ve pekiştireceğini umuyoruz.
rek durumlara yer verildi. Benzer biçimde, genetik olarak Bu kitabın editörlüğünü ayrıcalığımız olarak görüyoruz
heterojen hastalıklarda, etkilenen tüm genler ve polimor- ve gerek öğrenciler gerekse patoloji eğitimcilerinin bizlere
fizmlerin listesini vermektense, en sık görülen mutasyon- olan hatırı sayılır güveninin de farkındayız. Bu sorumlulu-
lara odaklandık. Böylece, bilimsel gelişmelerdeki tartış- ğumuzun bilincini üst düzeyde taşıyor ve bu basımın, ken-
maları kariyerlerinin erken aşamasındaki öğrencilerin disinden öncekilere layık olacağını ve muhtemelen onların
gereksinimleriyle dengelemeye çalıştık. Bu çaba nede- geleneğini geliştireceğini umuyoruz.
niyle her bölümü yeni baştan yazılmış gibi okumamız ve
xi
Teşekkür
Bu türdeki hiçbir büyük girişim, birçok kişinin yardımı ol- nu Jim Merritt’e devretti. Jim Merritt, yazarlığını bizden biri-
maksızın sonuçlandırılamaz. Birçok bölümde katkısı olan- nin (AKA) yaptığı immünoloji metinleri üzerinde çalışmıştı.
lara teşekkür ederiz. Bunların çoğu, bu metnin “Büyük Rob- Mükemmel bir profesyonel olan Jim, “kitabı” kolayca devral-
bins” olarak adlandırdığımız ağabeyinin kıdemli yazarları dı. Kimi zaman “imkansıza” yakın taleplerimizi tolere ettikle-
olup, adları içerik tablosunda sıralanmıştır. Her birine özel ri, bitmez tükenmez gibi gözüken bir görevi kabullenen tüm
teşekkürler. Çizimleri ile soyut fikirleri yaşama geçiren ve güç yazarları sarsan aşırı tükenmişlik dönemlerindeki hassasiyet-
kavramları açıklığa kavuşturan Jim Perkins ile iş birliğimizi lerimize katlandıkları için, başta Kitap Üretim Uzmanı Clay
sürdürdüğümüz için şanslıyız. Birçok bölümü, klinik içeriğin Broeker olmak üzere, tüm üretim ekibine özellikle minnet-
doğruluğu ve uygunluğu açısından gözden geçiren ve adları tarız. Karen Giacomucci, Brian Salisbury, Tim Santner, Kris-
ayrı bir sayfada verilen klinik danışma kurulumuza hoş gel- tine McKercher ve Melissa Darling’in de içinde bulunduğu
diniz diyoruz. Asistanlarımız, Chicago’dan Thelma Wright, tüm Elsevier ekibine mükemmeliyet konusundaki azmimizi
San Fransisko’dan Ana Narvaez ve Boston’dan Muriel Goutas paylaştıkları için müteşekkiriz. Ayrıca, içeriğin anlaşılırlığını
görevleri koordine ettikleri için teşekkürü hak ettiler. sorgulayan ve son “kopya editörü” görevi yapan, tüm dün-
Birçok meslektaşımız, ilgi alanlarındaki değerli eleştirile- yadaki, sayısız öğrenci ve öğretmene teşekkür ederiz. Onla-
ri ile metni zenginleştirdiler. Bunlar içerisinde yer alan Rick rın çabaları sayesinde kitabın ciddi biçimde okunduğundan
Aster iklim değişikliği bilim alanından “son dakika haberle- emin olduk.
rini” sağladı. Diğerleri de birçok bölümle ilgili eleştiride bu- Bu tür girişimler yazarların ailelerine de ağır bedeller
lundular. Bunlar Chicago Üniversitesi’nden Dr. Jerry Turner, ödetir. Fiziksel ve ruhsal yokluğumuzu tolere ettikleri için
Dr. Jeremy Segal, Dr. Nicole Cipriani ve Alex Gallan’dır. Alex onlara teşekkür ediyoruz. Onların koşulsuz destek ve sev-
Gallan tek başına, online ulaşım sağlanan 100’ün üzerinde gileriyle ve çabalarımızın zahmete değer ve yararlı olduğu
olguyu gözden geçirmiş ve güncellemiştir. Kişisel koleksi- inancını bizlerle paylaştıkları için kutsandık ve güçlendik.
yonlarındaki mücevher niteliğindeki fotoğrafları sağlayan Özellikle de eşlerimiz Raminder Kumar, Ann Abbas ve Erin
diğerlerine de katkıları için ilgili bölümlerdeki alt yazılarda Malone’a sarsılmaz desteklerini sağlamayı sürdürdükleri için
tek tek teşekkür edilmiştir. İstemeden oluşan ihmaller için minnettarız.
özürlerimizin kabulünü dileriz. Ve son olarak yazarlar birbirlerini selamlar; görüşlerimiz-
Bu kitabın ortaya çıkarılmasında rolü olan birçok Elsevier deki ve bireysel tarzlarımızdaki farklılıklara rağmen, öğret-
çalışanı da teşekkürü hak ediyor. Bu metin, birkaç basımdır medeki mükemmeliyetçi bakış açılarımız sayesinde ortaklı-
bizimle birlikte olan Rebecca Gruliow’un (Direktör, İçerik ğımız güçlendi.
Geliştirme) ellerinde olduğu için çok şanslıydı. Teşekkürü
hak eden bir diğer kişi de, arkadaşımız ve son birkaç basımda VK
destekçimiz olan Yürütücü İçerik Stratejisti Bill Schmitt’dir. AKA
Çoktan hak etmiş olduğu emekliliği nedeniyle, sorumluluğu- JCA
xii
Çeviri Editörlerinin Önsözü
Dünya üzerinde hemen her tıp öğrencisinin yararlandığı Türk Dil Kurumu sözlüğü esas alındı (tükrük yerine tükürük,
temel bir kitap olan Robbins Temel Patoloji, artık üzerinde barsak yerine bağırsak gibi).
fazla söze gerek olmayan bir klasik haline gelmiştir. Yazarlar, Genetik bölümünde, yabancı dilden Türkçeye aktarılan
hastalıkların etiyolojileri, mekanizmaları, makroskopik ve kimi sözcüklerin karşılığı konusunda kısmen karmaşık bir
mikroskopik bulguları konusunda hekimlik yaşamı boyunca durum söz konusu olduğundan bazen sadece sözcük oldu-
da bir başvuru kitabı niteliğindeki bu eserin onuncu baskısını ğu gibi kullanıldı (promoter gibi). Türkçe karşılığı nispeten
da tıp dünyasına kazandırmışlardır. Bilginin hızla arttığı bir kabul görmüş bazı sözcükler, İngilizcesi metnin giriş kısım-
dönemde bu tür eserlerin hızla güncellenmesinin gereklili- larında parantez içinde verilerek kullanıldı (dizileme=sequ-
ği kaçınılmazdır. Bazı bürokratik nedenlerle biraz gecikerek encing gibi). Türkçeye de kısaltmaları ile girmiş olan bazı
de olsa bu baskının da dilimize çevrilmiş halinin ülkemiz tıp deyimlerde İngilizce karşılıkları ve o kısaltmalar parantez
öğrencileri ve hekimlerinin hizmetine sunulmasının mutlu- içinde verildi.
luğunu yaşamaktayız. Kitabın hazırlanmasındaki özverili çalışmaları nedeniyle
Bu baskının Türkçeye çevrilmiş halinin ülkemiz öğrenci- çevirilere katkıda bulunan meslektaşlarımıza, gerçekleştir-
lerine de yararlı, en önemli kaynak olacağı şüphe götürmez dikleri hızlı ve son derece kaliteli baskı nedeniyle, başta sa-
bir gerçektir. Hücre düzeyindeki bilginin hızla artışı ve ön yın Murat Yılmaz, sayın Ebru Çırakoğlu ve sayın İhsan Ağın
plana geçmesi, bir önceki baskıda 23 olan bölüm sayısının olmak üzere Güneş Tıp Kitabevleri çalışanlarına teşekkürü
24’e çıkarılmasına neden olmuştur. Bizler de yine geniş bir borç biliriz.
çevirmen grubu ile eseri en anlaşılır biçimde dilimize ka- Evvelce Robbins baskılarının kendi dilimize kazandırıl-
zandırmaya çalıştık. Her zaman olduğu gibi yabancı dilden masına öncülük eden değerli hocamız Prof. Dr. Uğur Çevik-
Türkçeye giren terimlerdeki yazılış ve söyleniş farklılıkları baş’a şükranlarımızı iletirken, önceki baskıların emektarı,
terminoloji birliği açısından zorluklar getirse de bazı ilkeler geçen yıl kaybettiğimiz değerli yayıncı Fahri Savaşçı’yı da
çerçevesinde bunu aşmaya çalıştık. Öncelikle, bizler tarafın- rahmetle anıyoruz.
dan tüm metinlerin her satırı okundu ve bölümler arasında Bugünün öğrencilerine ve yarının hekimlerine yararlı ol-
-olabildiğince- standart sözcük ve deyimlere yer verilmeye ması dileğiyle.
çalışıldı. Türkçemizde daha ağırlıklı olarak yer bulmuş söz-
cükler tercih edildi. Türkçe gramere aykırı “bire bir” çeviri- ST-MG
lerden kaçınılmaya çalışıldı. Bazı sözcüklerin kullanımında
xiii
İçindekiler
xv
xvi İçindekiler
İndeks
909
Genom 3
durumlarda SNPler bir hastalığa karşı olan duyarlı- kodlayan dizilerden oluşur ve bu nedenle insanlardaki
lıkta direkt etkin olabilirler. fenotipik çeşitliliğin önemli bir bölümü CNVlerden kay-
• SNPler, gen fonksiyonunda hiç etkisi olmayan “nöt- naklanıyor olabilir.
ral” varyasyonlar ya da taşıyıcılık fenotipi olabilirler.
DNA dizilerindeki değişikliklerin insan popülasyonların-
• “Nötral” SNPler bile, hastalıkla ilişkili bir gene fi-
daki fenotipik farklılıkları açıklamak için tek başına yeterli
ziksel yakınlıkları nedeniyle eşlikçi olarak kalıtsal
olmadığı bilinmelidir. Ayrıca, klasik genetik kalıtım da mo-
olurlarsa yararlı hastalık belirteçleri olarak kullanı-
nozigotik ikizlerdeki farklı fenotipleri açıklayamamaktadır.
labilirler. Diğer bir deyişle, SNP ve hastalık nedeni
Bu bilinmeyenler belki de epigenetik ile, yani gen ekspres-
olan genetik faktör bir bağlantı dengesizliği (linkage
yonlarındaki DNA dizilim değişikliklerinden bağımsız ola-
disequilibrium) içindedir.
rak gelişen kalıtsal değişiklikler ile açıklanabilir (daha sonra
• Çoğu SNP’nin hastalıklara karşı duyarlılıktaki etkisi
bahsedilecek).
azdır. Ancak, varyantların tanımlanması, tek başına
ya da kombine halde, hastalıkların öngörülmesi ya Histon Organizasyonu
da önlenmesi için etkin stratejilerin geliştirilmesinde
yararlı olabilir. Vücuttaki tüm hücreler aynı genetik yapıya sahip olsalar da
• CNVler, farklı sayılarda geniş DNA dizilerinden oluşan diferansiye hücrelerin spesifik gen ekspresyonu programla-
bir tür genetik varyasyonlardır. Bunlar 1000 baz çiftin- rından kaynaklanan farklı yapıları ve fonksiyonları vardır.
den milyonlarca baz çiftine kadar farklı uzunluklarda DNA transkripsiyonu ve translasyonundaki hücre tipine
olabilirler. Bazen bu odaklar SNPler gibi biallelliktirler spesifik bu tür farklılıklar gen ekspresyonunu etkileyen epi-
ve popülasyonun bir bölümünde fazladan kopyalanmış genetik değişiklikler ile düzenlenirler. Bunlar:
(duplike) ya da silinmiş (delete) olabilirler. Hatta bazen, • Kromatin organizasyonu (Resim 1.2). Genomik DNA,
genomik materyalde kompleks yeniden düzenlenmeleri nükleozomlar şeklinde paketlenmiştir. Nükleozomlar,
olabilir. Bunlar insan popülasyonlarında multipl allel- santralinde histon adı verilen proteinlerden ve bunların
lerde gerçekleşebilir. CNVler herhangi iki birey arasında çevresinde 147 baz çiftlik DNA segmentlerinden oluşur-
görülen ve birkaç milyon baz çiftinden oluşan dizi fark- lar. Histonlar kısa DNA bağlantıları ile birbirlerine tutu-
lılıklarından sorumludur. CNVlerin yaklaşık %50’si gen nan boncuklara benzerler. Bütün bu yapılanmaya kroma-
Merkez DNA
DNA (1.8 tur,
yaklaşık
150 baz H2A
Nükleozom
çifti
Histon H4
protein H2B
merkez
H3
Bağlayıcı
DNA
H1 Bağlayıcı
Bağlayıcı DNA histon
H1
B Heterokromatin Ökromatin
(inaktif) (aktif)
Metilasyon
Asetilasyon
H1 H1 H1 H1
Resim 1.2 Kromatin organizasyonu. (A) Nükleozomlar, histon proteinleri oktamerlerinden (her histon alt biriminden (H2A, H2B, H3 ve H4) iki adet) ve
bunlar etrafında 1.8 kez dönmüş olan 147 baz çiftlik DNA’dan meydana gelir. Histon H1, nükleozomlar arasındaki 70-80 nükleotid bağlayıcı DNA’nın
üzerinde durur ve tüm kromatin yapısını sağlamlaştırıcı bir role sahiptir. Histon alt birimleri pozitif şarjlıdır, bu sayede negatif şarjlı olan DNA’nın sıkı
durmasını sağlarlar. (B) DNA sarmalının çözülmesi (böylece transkripsiyon faktörlerine fırsat vermesi) histonların asetilasyon, metilasyon ve/veya
fosforilasyon (“işaret” olarak isimlendirilirler) yoluyla biçimlendirilmesi ile düzenlenir. İşaretler dinamik olarak yazılır ve silinirler. Histon asetilasyonu
gibi belirli işaretler kromatin yapısını “açar”ken, belirli histon rezidülerinin metilasyonu gibi diğer işaretler DNA’yı yoğunlaştırmaya, dolayısıyla geni
sessizleştirmeye eğilimlidir. DNA’nın kendisinde de metilasyon olabilir. Bu, DNA’nın transkripsiyonel olarak inaktive olmasına neden olur.
14 B Ö LÜ M 1 Sağlık ve Hastalık Durumlarında Hücre
A LİZOZOMAL YIKIM
Endoplazmik
retikulum Nükleus
Endositoz
Endozom
Yaşlanmış
organlar
Fagositoz
Denatüre olmuş proteinler
Lizozomlar
LC3
Fagozom
OTOFAJİ HETEROFAJİ
Otofagozom
Fagolizozom
Ekzositoz
B PROTEAZOMAL YIKIM
Resim 1.10 Hücre içi katabolizma. (A) Lizozomdaki yıkım. Heterofajide (sağ taraf) lizozomlar, endozomlar ya da fagozomlar ile birleşerek hücre
içine alınan materyalin yıkımını gerçekleştirir (Bkz Resim 1.8). Sonuçta ortaya çıkan ürünler, ya sitozole salınır ve nütrisyon için kullanılır ya da
ekstrasellüler boşluğa bırakılır (ekzositoz). Otofajide (sol taraf), yaşlanmış organeller ya da denatüre olmuş proteinler lizozomların hedefi olur.
Bunlar ER’dan kaynaklanan çift tabakalı membran tarafından çevrelenirler ve LC3 proteinleri (mikrotubüller ve ilişkili protein IA/IB-hafif zincir
3) tarafından işaretlenirler. Besinlerin yetersiz olması ya da belirli intrasellüler enfeksiyonlar gibi hücreye stres kaynağı olan etkenler de otofa-
gositik yolakları tetikleyebilirler. (B) Proteazomlardaki yıkım. Geri dönüşümü yapılacak olan sitozolik proteinler (örn. transkripsiyon faktörleri ya
da düzenleyici proteinler), yaşlanmış proteinler ya da ekstrinsik mekanik ya da kimyasal stresler nedeniyle denatüre olmuş proteinler multipl
ubikuitin proteinleri ile işaretlenirler (E1, E2 ve E3 ubikuitin ligazların aktivitesiyle). Böylece proteinler, proteazomlar ve proteinleri küçük peptid
parçalarına ayıran sitozolik multialtbirim (multisubuit) kompleksleri tarafından yıkıma hedef olmuş olurlar. ER’de fazla miktarda yanlış kıvrım-
lanmış protein varlığı, koruyucu kıvrımlanmamış protein cevabını tetikler. Bu cevap, protein sentezinin büyük ölçüde azalmasına, ancak eşlikçi
proteinlerde spesifik artışlara yol açar. Bu artışlar, proteinlerin yeniden kıvrımlanmasını sağlar. Bu yol, yanlış kıvrımlanmış proteinlerle başa çık-
mada yetersiz kalırsa apoptoz başlar.
talıklar ya da serbest oksijen radikalleri nedeniyle meydana organellerin büyük bir bölümü, fertilize olmuş olan zigota
gelebilecek dejeneratif değişiklikleri geciktirerek düzenli ola- ovumdan geçer. Bu nedenle, mitokondriyal DNA’nın nere-
rak yenilenirler. Mitokondri döngüsü hızlıdır. Mitokondri- deyse tamamı anne tarafından gelir. Ancak, mitokondrilerin
lerin 1 gün ile 10 gün arasında değişen tahmini yarılanma protein içeriği hem nükleer hem de mitokondriyal genetik
ömrü, dokuya, beslenme durumuna, metabolik taleplere transkripsiyon sonucu oluştuğundan, mitokondriyal hasta-
ve araya giren hasarlara bağlı olarak değişir. Sitoplazmik lıklar X’e bağlı, otozomal geçişli ya da anneden geçişli olabilir.
Hücre Hasarı ve Hücre Ölümündeki Olaylar Dizisi 37
YUVARLANMA
KEMOKİNLER TARAFINDAN
İNTEGRİN AKTİVASYONU
P-selektin
E-selektin
Proteoglikan PECAM-1
(CD31)
İntegrin ligandı
(ICAM-1)
Sitokinler
(TNF, IL-1) Kemokinler
Resim 3.4 Kan damarları boyunca çok aşamalı lökosit göçü, burada nötrofiller için gösterilmiştir. Lökositler önce yuvarlanır, sonra aktive olur
ve endotele yapışır, ardından endotel boyunca göç eder, bazal membranı deler ve hasarın kaynağından çıkan kemoatraktanlara doğru hareket
eder. Farklı moleküller, bu sürecin her bir aşamasında baskın roller oynarlar: selektinler yuvarlanmada; kemokinler (çoğunlukla proteoglikanlara
bağlıdır) integrinlere artmış afiniteyi sağlamak için nötrofillerin aktivasyonunda; integrinler sıkı adhezyonda ve CD31 (PECAM-1) transmigras-
yonda. ICAM-1, Inter-sellüler adezyon molekülü-1; PECAM-1 (CD31), platelet (trombosit) endotelyal hücre adhezyon molekülü-1; TNF, tümör
nekroz faktörü.
A. VAZOKONSTRİKSİYON Resim 4.5 Normal hemostaz. (A) Damar hasarı sonrası lokal nörohü-
möral faktörler geçici bir vazokonstriksiyon oluştururlar. (B) Trombo-
Endotel Bazal membran Arteriol düz kası sitler glikoprotein 1b (Gplb) reseptörleri aracılığı ile açığa çıkmış olan
ekstrasellüler matriksteki von Willebrand Faktöre (vWF) bağlanırlar ve
aktive olurlar. Aktive trombositler şekil değişikliğine uğrar ve granülle-
ri serbestleşir. Serbestleşen adenozin difosfat (ADP) ve tromboksan A2
(TXA2), trombositler üzerindeki GpIIb-IIIa reseptörlerinin fibronektine
Hasar yeri bağlanmasıyla, daha çok trombosit agregasyonuna yol açar. Trombosit
agregasyonu vasküler defekt alanını doldurur, böylece primer hemos-
tatik tıkaç oluşur. (C) Pıhtılaşma zincirinin (doku faktörü ve trombosit
fosfolipidlerini de içeren) lokal aktivasyonu fibrin polimerizasyonuna
yol açar. Trombositler “sıkıca” bir araya gelerek kalıcı sekonder hemos-
tatik tıkacı oluşturur. Bu primer tıkaçtan daha büyük ve daha sağlamdır
ve eritrositler ve lökositleri de içerir. (D) t-PA (doku plazminojen aktiva-
törü, bir fibrinoliz ürünü) ve trombomodulin salımı gibi zıt düzenleyici
Endotelin salınımı Refleks ESM (kollajen) mekanizmalar, hemostatik süreci hasar alanında sınırlandırır.
vazokonstriksiyona neden olur vazokonstriksiyon
Endotel hücrelerinin, hemostazın asıl düzenleyicileri
B. TROMBOSİT AKTİVASYONU VE AGREGASYONU olduğu vurgulanmalıdır. Trombüsün oluşumu, yayılması
veya çözünmesinin meydana gelip gelmeyeceğini, endo-
telin anti-trombik ve protrombotik aktiviteleri arasındaki
denge belirler. Normal endotel hücreleri, trombosit agregas-
2 Şekil değişikliği 4 Toplanma yonunu ve pıhtılaşmasını önleyen ve fibrinolizi destekleyen
3 Granül salınımı
(ADP, TXA2) çeşitli antikoagülan faktörleri eksprese eder. Ancak, yaralan-
1 Trombosit adezyonu
Agregasyon ma veya aktivasyondan sonra, bu denge değişir ve endotel
(hemostatik hücreleri sayısız prokoagülan faktörü aktive eder (yukarıda
vWF
5 tıkaç) açıklanan trombositlerin aktivasyonu ve pıhtılaşma faktö-
rü yukarıda anlatıldı, ayrıca Resim 4.11’e bakınız). Endotel,
travmanın yanı sıra, mikrobik patojenler, hemodinamik
Endotel Bazal güçler ve bir dizi proinflamatuar aracı (medyatör) tarafından
membran Kollajen
aktive edilebilir. Endotel, trombositlerin işlevlerini modüle
ettiği ve pıhtılaşmayı tetikleyebildiği için, hemostazda trom-
C. PIHTILAŞMA FAKTÖRLERİNİN AKTİVASYONU VE bositlerin ve pıhtılaşma faktörlerinin rolünün ayrıntılı bir
FİBRİN OLUŞUMU anlatımından sonra, endotelin prokoagülan ve antikoagülan
rollerine geri döneceğiz.
Aşağıdaki bölümlerde, trombositlerin, koagülasyon fak-
2 Fosfolipid
törlerinin ve endotelin hemostazdaki rolü, Resim 4.5’te gös-
kompleksi ekspresyonu 3 Trombin aktivasyonu terilen şemaya bağlı kalınarak, daha ayrıntılı olarak anlatıl-
4 Fibrin polimerizasyonu maktadır.
1 Doku faktörü Doku faktörü
1
Trombositler
Trombositler hemostazda, başlangıçtaki vasküler defekt-
leri kapatan primer tıkacı oluşturarak ve aktif pıhtılaşma
faktörlerini bağlayan ve yoğunlaştıran bir yüzey sağlaya-
Fibrin rak kritik bir rol oynar. Trombositler, kemik iliğindeki me-
gakaryositlerden kan dolaşımına geçen, disk şeklindeki nük-
D. PIHTI REZORPSİYONU leussuz hücre parçalarıdır. Fonksiyonları birkaç glikoprotein
reseptörüne, kasılabilen hücre iskeletine ve iki tip sitoplazmik
granüle bağlıdır. α-Granüllerin membranları üzerinde, yapış-
ma molekülü P-selektin vardır (Bölüm 3) ve fibrinojen gibi
Ekspresyonu: Tutulmuş nötrofil pıhtılaşma ile ilişkili proteinleri, pıhtılaşma faktörü V ve vWF
• t-PA (fibrinoliz) Tutulmuş
• trombomodulin ve ayrıca, fibronektin, trombosit faktörü 4 (heparin bağlayıcı
eritrositler
(koagülasyon bir kemokin), trombosit kaynaklı büyüme faktörü (“platelet
zincirini bloke eder) Polimerize derived growth factor”, PDGF) ve transforme edici büyüme
fibrin faktörü-β gibi, yara iyileşmesinde rol oynayabilecek protein
faktörleri içerir. Yoğun (veya δ) granüller, adenozin difosfat
(ADP) ve adenozin trifosfat, iyonize kalsiyum, serotonin ve
epinefrin içerir.
Trombositler, travmatik vasküler bir hasardan sonra,
vWF ve kollajen gibi subendotelyal bağ dokusunun bileşen-
leriyle karşılaşırlar. Bu proteinlerle temas ettiklerinde, trom-
bosit tıkacının oluşumuyla sonuçlanan bir dizi reaksiyona
girerler (Resim 4.5B).
• Trombosit adhezyonuna (yapışmasına) büyük ölçüde,
trombosit yüzey reseptörü glikoprotein Ib (GpIb) ile
açıkta kalan kollajen arasında bir köprü görevi gören
Şok 117
Mikrobik ürünler
(PAMPlar)
Nötrofil ve monosit
aktivasyonu
Kompleman Endotel
Faktör XII aktivasyonu aktivasyonu
C3a
C3
TNF, IL-1, HMGB1
Direkt ve indirekt
Sitokin ve sitokin-benzeri mediatörler
VAZODİLATASYON
MİKROVASKÜLER SİSTEMİK İMMÜNSÜPRESYON
PERMEABİLİTE ARTIŞI
TROMBOZ (DİK) ETKİLER
AZALMIŞ PERFÜZYON
Ateş, azalmış
myokard kontraktilitesi,
DOKU İSKEMİSİ metabolik anormallikler
Resim 4.19 Septik şoktaki ana patojenik yollar. Mikrobik ürünler endotel hücreleri ve doğal immun sistemin hücresel ve hümoral elemanla-
rını aktive eder ve son dönem multiorgan yetmezliğine kadar gidecek olaylar zincirini başlatır. Ayrıntılar metinde anlatılmıştır. DİK, dissemine
intravasküler koagülasyon; HMGBI, highly-mobility group box I protein; NO, nitrik oksit; PAF, trombosit aktive edici faktör; PAI-I, plazminojen
aktivatör inhibitörü-I; PAMP, patojen ilişkili moleküler patern; STNFR, solübl tümör nekroz faktör reseptörü; TF, doku faktörü; TFPI, doku faktör
yolak inhibitörü.
de mikrobik bileşenler tarafından, hem doğrudan hem • Endotel aktivasyonu ve hasarı. Sepsis ile ilişkili proinfla-
de plazmin proteolitik aktivitesi (Bölüm 3) yoluyla aktive matuar durum ve endotel hücre aktivasyonu, hem besin-
edilir. Bu da anafilotoksinlerin (C3a, C5a), kemotaktik lerin iletimi hem de atıkların uzaklaştırılması üzerinde
fragmanların (C5a) ve opsoninlerin (C3b) üretilmesine zararlı etkileri olan yaygın vasküler sızıntıya ve doku
neden olur ve tüm bunlar proinflamatuar duruma katkı- ödemine yol açar. İnflamatuar sitokinlerin bir etkisi, da-
da bulunur. Ek olarak, mikrobik bileşenler pıhtılaşmayı marları geçirgen hale getiren ve vücutta protein açısın-
doğrudan faktör XII üzerinden ve dolaylı olarak da de- dan zengin ödem sıvısı birikmesine neden olan endotel-
ğişen endotel fonksiyonu yoluyla aktive edebilir (daha yal hücre bağlantılarını gevşetmektir. Bu değişiklik doku
sonra anlatılacaktır). Buna eşlik eden yaygın trombin perfüzyonunu engeller ve hastanın intravenöz sıvılarla
aktivasyonu, inflamatuar hücreler üzerindeki proteaz ak- desteklenmesiyle daha da kötüleşebilir. Aktive endotel,
tive edici reseptörleri tetikleyerek, inflamasyonu daha da vasküler düz kas gevşemesine ve sistemik hipotansiyona
arttırabilir. neden olabilecek nitrik oksit (NO) ve diğer vazoaktif inf-
Sepsisin başlattığı hiperinflamatuar durum, hem do- lamatuar aracıların (örn. C3a, C5a ve PAF) üretimini de
ğal hem de adaptif bağışıklık hücrelerini içerebilen, karşı düzenler.
regüle edici immünsüpresif mekanizmaları da tetikler. • Prokoagülan durumun indüksiyonu. Pıhtılaşmadaki dü-
Sonuç olarak, septik hastalar klinik seyirlerinde hipe- zensizlik, septik hastaların yarısından fazlasında, dis-
rinflamatuar ve immünsüprese durumlar arasında gidip semine intravasküler koagülasyon komplikasyonunu
gelebilirler. Önerilen immün baskılanma mekanizmaları ortaya çıkarmak için yeterlidir. Sepsis, koagülasyonu
proinflamatuar (TH1) ‘den anti-inflamatuar (TH2) sito- desteklemek için birçok faktörü değiştirir. Proinflama-
kinlere (Bölüm 5) geçiş, antiinflamatuar aracıların (örn. tuar sitokinler, monositler ve muhtemelen endotelyal
çözünür TNF reseptörü, IL-1 reseptör antagonisti ve IL- hücreler tarafından üretilen doku faktörünü arttırır ve
10) üretimi, lenfosit apoptozu, apoptotik hücrelerin im- doku faktörü yolu inhibitörü, trombomodulin ve prote-
münsüpresif etkileri ve hücresel anerji indüksiyonu ola- in C gibi endotelyal antikoagülan faktörlerin üretimini
rak özetlenebilir. Bazı hastalarda karşı düzenleyici meka- azaltır (bkz. Resim 4.11). Plazminojen aktivatör inhibi-
nizmalar, inflamatuar yanıtları aşar ve sonuçta meydana törü-1 ekspresyonunu arttırarak fibrinolizi de azaltırlar
gelen immünsüpresyon, bu hastaları süperinfeksiyonlara (bkz. Resim 4.10). Vasküler sızıntı ve doku ödemi, küçük
duyarlı hale getirir. damarlar düzeyinde kan akışını azaltır, staz oluşturur ve
138 B Ö LÜ M 5 İmmün Sistem Hastalıkları
Alerjene
maruziyet Mast hücreleri
Klinik belirtiler
Vasküler Eozinofiller
Ödem konjesyon
B C
0 1 4 8 12 16 20
A Alerjen maruziyeti sonrası saatler
Resim 5.13 Erken aşırı duyarlılık reaksiyonunun aşamaları. (A) Erken ve geç-faz reaksiyonları kinetiği. Allerjene erken vasküler ve düz kas reaksi-
yonu karşılaşmadan (önceden sensitize bireyde allerjenle karşılaşma) sonra dakikalar içinde gelişir ve 2-24 saat sonra geç faz reaksiyonu gelişir.
Erken reaksiyon (B) vazodilatasyon, konjesyon ve ödemle karakterlidir ve geç-faz reaksiyonu (C) eozinofil, nötrofil ve T hücrelerinden zengin bir
inflamatuar infiltrasyonla karakterlidir. (Dr. Daniel Friend izni ile, Department of Pathology, Brigham and Women’s Hospital, Boston, Massachusetts.)
çocukluk ve hatta doğum öncesi mikrobiyal antijenlere ma- İnflamasyon, özellikle astım ve atopik dermatit gibi allerjik
ruz kalmanın, yaygın olan çevresel allerjenlere karşı patolo- hastalıkların çoğunda ana bir komponent olduğundan, teda-
jik yanıt gelişmesini önleyecek şekilde immün sistemi eğit- vi kortikosteroidler gibi anti-inflamatuar ilaçları içerir.
tiği fikrine yol açmıştır. Bu durum hijyen hipotezi olarak da Bir erken aşırı duyarlılık reaksiyonu, sistemik bir bo-
adlandırılabilmektedir. Bu nedenle, çocuklukta hijyenin çok zukluk veya bölgesel bir reaksiyon olarak ortaya çıkabilir
fazla olması, yaşamın ilerleyen dönemlerinde allerjileri artı- (Tablo 5.3). Antijene maruz kalma yolu genellikle reaksiyo-
rabilir. Erken çocukluk döneminde antijenlere maruziyetin nun niteliğini belirler. Protein antijenlere (arı zehiri gibi)
bu antijenlere karşı ileride allerji gelişme riskini azaltabilece- veya ilaçlara (penisilin gibi) sistemik maruz kalma sistemik
ği fikri, yenidoğan döneminde yer fıstığı tüketenlerin ilerki anafilaksi ile sonuçlanabilir. Duyarlı konakta, maruziyetten
yaşamlarında yer fıstığı allerjisi görülme oranının azaldığını birkaç dakika sonra kaşıntı, ürtiker (kurdeşen) ve deri eri-
gösteren klinik çalışmalarla desteklenmiştir. temi ortaya çıkar, ardından kısa sürede pulmoner bronko-
konstriksiyonun neden olduğu ve mukus aşırı sekresyonu
Klinik ve Patolojik Belirtiler
ile artan derin solunum güçlüğü bunu izler. Laringeal ödem
IgE ile tetiklenen reaksiyon sıklıkla iyi tanımlanmış iki aşa- üst solunum yolu tıkanıklığına neden olarak olayları şiddet-
maya sahiptir (Resim 5.13): (1) çoğu kez bir allerjene maruz lendirebilir. Ek olarak, kusma, abdominal kramplar ve diare
kalındığında 5-30 dakika içinde gelişen, 60 dakikada yatışan, ile sonuçlanmak üzere tüm gastrointestinal sistemin kasları
vazodilatasyon, vasküler sızıntı ve düz kas spazmı ile karak-
terli erken yanıt ve (2) çoğu kez 2-8 saat sonra olan birkaç
gün sürebilen ve inflamasyon, mukozal epitelyal hasar gibi
Tablo 5.3 Erken Aşırı Duyarlılığın Neden Olduğu
doku tahribatı ile karakterili ikinci bir geç faz reaksiyonu. Geç
Bozukluklara Örnekler
faz reaksiyonunda baskın inflamatuar hücreler nötrofiller,
eozinofiller ve lenfositler, özellikle TH2 hücrelerdir. Nötro- Klinik Sendrom Klinik ve Patolojik Özellikler
filler çeşitli kemokinlerle çağırılır; bunların inflamasyonda- Anaflaksi (ilaçlar, arı Vasküler dilatasyonun neden olduğu
sokması ve yiyecekler kan basıncında düşme (şok);
ki rolleri Bölüm 3’te açıklanmıştır. Eozinofiller, eotaksin ve neden olabilir) laringeal ödem nedeniyle hava yolu
epitelden salınan diğer kemokinlerle bölgeye toplanır ve geç obstrüksiyonu.
faz yanıtındaki doku hasarının önemli oyuncularıdır. Eozi- Bronşiyal astım Bronşiyal düz kas hiperaktivitesinin
nofiller, epitel hücreleri için toksik olan major bazik protein, neden olduğu hava yolu
eozinofil katyonik protein, LTC4 ve inflamasyonu arttıran obstrüksiyonu; geç faz reaksiyonunun
neden olduğu inflamasyon ve doku
trombosit-aktive eden faktörü üretir. TH2 hücreleri, daha hasarı.
önce açıklandığı gibi, birden çok etkiye sahip sitokinler mey- Allerjik rinit, sinüzit Artmış mukus sekresyonu; üst solunum
dana getirir. Toplanan bu lökositler, allerjene maruz kalma- (bahar nezlesi) yolları ve sinüslerin inflamasyonu
ya devam etmediğinde bile, inflamatuar yanıtı sürdürebilir Yemek allerjileri Bağırsak kaslarının kasılmasına bağlı
veya arttırabilir. Ek olarak, inflamatuar lökositler, erken aşırı artan peristaltizm, kusma ve diareye
duyarlılıkta epitelyal hücre hasarının çoğundan sorumludur. neden olur.
Otoimmün Hastalıklar 155
A B
C D
Resim 5.24 Lupus nefriti. (A) Fokal proliferatif glomerülonefrit; saat 11 ve saat 2 hizalarında iki fokal nekrotizan lezyon (H&E boyası). Ekstra-
kapiller proliferasyon bu olguda belirgin değildir. (B) Diffüz proliferatif glomerülonefrit. Glomerül boyunca sellüleritede belirgin artışa dikkat
edin (H&E boyası). (C) Yoğun subendotelyal immün kompleks depolanmasını temsil eden birçok “wire loop” (tel-halka) lezyonlu bir glomerül
gösteren lupus nefriti (periodic acid-Schiff boyası). (D) SLE nefritli bir hastadan renal glomerüler kapiller halkayı gösteren elektron mikrograf. Işık
mikroskobi ile görülen “tel-halka”lara uyan bazal membran üzerindeki (ok) subendotelyal dens (ok uçları) depolanmalar. (E) İmmünofluoresan ile
tesbit edilen granüler tarzda IgG antikoru depolanması. (A–C, Dr. Helmut Rennke izniyle, Department of Pathology, Brigham and Women’s Hospital,
Boston, Massachusetts. D, Dr. Edwin Eigenbrodt izniyle, Department of Pathology, University of Texas, Southwestern Medical School, Dallas. E, Dr. Jean
Olson lütfu ile, Department of Pathology, University of California, San Francisco, California.)
176 B Ö LÜ M 5 İmmün Sistem Hastalıkları
VİRUS
Sitokin
reseptörü
HIV DNA
HIV HIV RNA provirüs
çekirdek kopyası
yapısı
Nükleus
VİRÜSÜN
Yeni HIV
SALINMASI
virionu
Tomurcuklanma ve
matür virionun salınması
Resim 5.38 Virüsün girişinden enfeksiyöz viryonların üretimine kadar olan adımları gösteren HIV’in yaşam döngüsü. (“Wain-Hobson S: HIV. One
on one meets two. Nature 384:117, 1996” makalesinden uyarlanmıştır.)
NF-κB dahil olmak üzere, sitozolden nükleusa doğru hareket tijenik stimülasyondan kaynaklanabilir. HIV pozitif kişiler,
eden çeşitli transkripsiyon faktörlerinin “upregülasyonunu” tekrarlayan enfeksiyonlar için artmış risk altındadır, bu da
sağlar. Nükleusta, NF-κB, sitokinler ve diğer immün med- lenfosit aktivasyonunun artmasına ve proinflamatuar sito-
yatörler için genler de dahil olmak üzere, transkripsiyonla- kinlerin üretimine yol açar. Bunlar da daha fazla HIV üreti-
rını destekleyen çeşitli genler içindeki düzenleyici sekanslara mini, ek CD4+ T hücresi kaybını ve daha fazla enfeksiyonu
bağlanır. HIV genomunu çevreleyen uzun terminal-tekrar uyarır. Bu nedenle, HIV enfeksiyonunun kaçınılmaz olarak
dizileri de NF-κB-bağlanma bölgeleri içerir, bu nedenle immün sistemin yok edilmesiyle sonuçlanan bir kısır döngü-
transkripsiyon faktörünün bağlanması viral gen ekspresyo- yü nasıl oluşturduğunu görmek kolaydır.
nunu aktive eder. Şimdi çevresel bir antijene rastlayan, latent
kalan enfekte bir CD4+ hücre düşünün. Böyle bir hücrede HIV Enfeksiyonunda T Hücre Azalma Mekanizmaları
NF-κB’nin indüksiyonu (fizyolojik bir yanıt) HIV proviral CD4+ T hücrelerinin kaybına esas olarak replikasyon ya-
DNA’sının transkripsiyonunu (patolojik bir sonuç) aktive pan virüsün doğrudan sitopatik etkileri neden olur. Enfek-
eder ve sonuçta virionların üretimine ve hücre ölümüne yol te bireylerde yaklaşık 100 milyar yeni viral partikül üretilir ve
açar. Ayrıca, aktif makrofajlar tarafından üretilen TNF ve di- her gün 1-2 milyar CD4+ T hücresi ölür. Bu hücrelerin ölü-
ğer sitokinler de NF-κB aktivitesini uyarır ve böylece HIV mü, sürekli devam eden ve sonuç olarak derinleşen T hüc-
RNA üretimine yol açar. Bu nedenle, “içeriden yıkılma” ola- resi immün yetmezliğinin önemli bir nedenidir. Bir noktaya
rak tanımlanabilecek bir durum olan konak T hücreleri ve kadar, immün sistem ölen T hücrelerinin yerini doldurabilir,
makrofajların fizyolojik olarak aktive edilmesi sonucunda ancak hastalık ilerledikçe CD4+ T hücrelerinin yenilenmesi,
HIV’in geliştiği görülmektedir. Bu tür “in vivo” aktivasyon, CD4+ T hücre kaybıyla başa çıkamaz. Virüsün enfekte ol-
HIV veya diğer enfekte mikroorganizmalar tarafından an- muş hücreleri doğrudan öldürdüğü olası mekanizmalar ara-
Benign ve Malign Neoplazilerin Özelikleri 195
Metastaz
Metastaz, tümörlerin ana tümör kitlesiyle fiziksel olarak
bağlantısı olmayan uzak bölgelere yayılımı anlamına gel-
mektedir ve bir tümörün tartışmasız olarak malign oldu-
ğunu gösterir. Çünkü tanımı gereği benign tümörler metas-
taz yapmazlar. Kanserlerin invaziv karakteri onların kan da-
marlarına, lenfatiklere ve vücut boşluklarına penetrasyonu-
na olanak tanır ve yayılmaları için fırsat yaratır. (Resim 6.11).
Yeni tanı almış solid tümörü olan hastaların (melanom dışı
deri kanserleri hariç tutulduğunda) yaklaşık %30’unda klinik Resim 6.11 Metastatik kanser ile dolu bir karaciğer
212 B Ö LÜ M 6 Neoplazi
İyonize radyasyon
Karsinojenler
Mutajenler
Onkogenik Stress
Hipoksi DNA hasarı DNA hasarı
(apoptoz geni)
G1’de duraklama
talık Li-Fraumeni Sendromu olarak adlandırılır. Ailesel re- nik HPV tipleri, bazı polyoma virüsleri ve hepatit B virüsü
tinoblastom hastalarında olduğu gibi TP53’ün bir allelinde tarafından kodlanan proteinler p53’e bağlanırlar ve onun
mutasyon taşıyan bireyler malign tümör gelişimi için risk koruyucu fonksiyonunu ortadan kaldırırlar. Bu sayede, bu
altındadır. Çünkü normal olan ikinci alleli inaktive edecek transforme edici DNA virüsleri en iyi bilinen tümör baskıla-
tek bir ek darbe yeterli olacaktır. Li-Fraumeni sendromu has- yıcılarından ikisini (RB ve p53) altüst eder.
taları, 50 yaşına kadar malign tümör geliştirme bakımından
normal popülasyona kıyasla 25 kat daha büyük risk altında-
dır. Retinoblastomdan farklı olarak, Li-Fraumeni sendromu ÖZET
hastalarında gelişen tümörlerin spektrumu çok daha geniştir. TP53: GENOMUN MUHAFIZI
En sık olarak sarkomlar, meme kanseri, lösemi, beyin tümör-
• TP53 hücre içi stresin merkezi monitörü olan p53 proteini-
leri ve adrenal korteks karsinomu saptanır. Sporadik tümörlü ni kodlar. Bu protein anoksi, uygunsuz onkogen sinyali ya
hastalar ile karşılaştırıldığında, Li-Fraumeni sendromu olan da DNA hasarı ile aktive olur. Aktif p53 hücre siklusu arres-
hastalarda tümörler daha genç yaşta izlenir ve birden fazla ti, DNA hasarı, hücresel yaşlanma ve apoptozda görev alan
primer tümör görülebilir. genlerin aktivitesini ve ekspresyonunu kontrol eder.
• DNA hasarı fosforilasyon ile p53 aktivasyonuna yol açar.
RB’de olduğu gibi normal p53 de belli başlı onkogenik vi- Aktif p53, RB’yi fosforilleyip G1-S blokajına neden olan CDK-
rüsler tarafından non-fonksiyonel hale getirilebilir. Onkoge-
Kanserin Temel Özellikleri 221
Ekstraselüler
matriksten geçme
A HÜCRELERARASI BAĞLANTILARIN ZAYIFLAMASI
İntravazasyon
Konak immün
hücreleri ile etkileşim
Konak
lenfositi
Ekstravazasyon
Metastatik
birikim
Anjiogenez
METASTATİK
TÜMÖR Tip 4 kollajenaz Plazminojen aktivatörü
Büyüme
C MİGRASYON VE İNVAZYON
BRAF inhibitörü
fikasyonları araştırmaya (epigenom); bir hücrede eksprese güne kadarki en önemli etkisi, çeşitli kanser tiplerinde yeni
edilen tüm RNA’ları belirlemeye (transkriptom); çok sayıda mutasyonların tanımlanması, bir tümördeki tüm genetik
proteini aynı anda incelemeye (proteom) ve hücrenin meta- lezyonların bir arada gösterilmesi ve tümörün içerisindeki
bolitlerinin anlık görüntüsünü almaya (metabolom) yarayan farklı alanların genetik olarak heterojen yapıda olabileceği
devrimsel teknolojiler ortaya çıkmıştır. Böylelikle kanserin bilgilerini öğrenmemiz olmuştur. Hastaların tedavisini belir-
tanısı, yönetimi ve araştırması “omik”ler çağına girmiştir de- lemek için tüm genom sekanslama (dizileme) yapılabilirken,
nebilir. klinik çabaların çoğu, terapötik olarak hedeflenebilir genetik
Araştırma laboratuvarlarında en sık kullanılan geniş öl- lezyonların makul bir maliyetle ve zamanında tanımlanma-
çekli RNA ekspresyon analizi DNA mikrodizileridir (“mic- sına izin veren sekanslama (dizileme) yöntemleri geliştirme-
roarrays”). Ancak eski yöntemlerin geride bırakılmasını ye odaklanmaktadır. Bu tür yaklaşımlar, genetik olarak farklı
sağlayan ve daha kapsamlı sonuçlar alınabilen RNA’nın kan- olan ve hedeflenen tedavinin başarılı olması için “kişiselleş-
titatif değerlendirmesini yapabilen yeni yöntemler geliştiril- tirilmiş” bir yaklaşım gerektiren akciğer karsinomları gibi
mektedir. RNA degradasyona çok eğilimlidir ve bu özelliği tümörler için özellikle uygulanabilir görünmektedir (Resim
nedeniyle klinik pratikte çalışmak için, DNA’ya kıyasla daha 6.37). Bu nedenle, moleküler tanı laboratuvarlarındaki eği-
zor bir moleküldür. Ayrıca DNA sekanslamak (dizilemek) lim, yüzlerce anahtar genin ekzonunun, mevcut olabilecek
teknik olarak RNA sekanslamaya (dizilemeye) göre daha mutasyonları güvenilir bir şekilde saptamak için yeterli “de-
kolaydır ve bu özelliği hemen her doku tipine uygulanabi- rinlikte” (söz konusu sekansın kapsamının katı), aynı anda
len masif paralel sekanslamaya (dizilemeye) (yeni nesil se- dizilenmesine ve bu mutasyonların tümörün sadece %5’inde
kanslama [next generation sequencing-NextGen]) dayanan bile var olduğu durumda dahi saptanabilmesine izin veren
yöntemlerin geliştirilmesine olanak vermiştir (Bölüm 7). Bu yöntemler geliştirmektir. Klinik pratiğe geçen ikinci bir yön-
yeni yöntemlerin sunduğu DNA sekanslama (dizileme) ka- tem, amplifikasyonlar ve delesyonlar gibi DNA kopya sayı-
pasitesindeki ve hızındaki artış nefes kesicidir ve masrafta da sındaki değişiklikleri belirlemek için DNA dizilerinin kul-
ciddi bir düşüşe sebep olmuştur. 2003 yılında biten ve 12 yıl lanılmasını içerir. Tüm genomu standart aralıklarla tarayan
süren genomun ilk tam sekans (dizi) taslağı [Link] problar içeren diziler, en küçük kopya sayısı sapmaları dı-
dolara mal olmuştur. Bugün için genomun tamamının se- şındaki tüm değişiklikleri saptayabilir ve böylece hedeflenen
kanslanması (dizilenme) bazı laboratuvarlarda 5000 doların DNA dizisinden elde edilenin dışında da bilgi sağlayabilir.
bile altına düşmüştür. Bugün NextGen sekanslama (dizile- Proteomik ve epigenomik gibi diğer “omikler” şu anda esas
me) kullanılarak bir bireyin tüm genomunun sekanslanması olarak araştırma alanında kullanılmaktadır. Ancak kanser
(dizilenme) birkaç hafta kadar kısa sürer ve bu süreye ina- epigenomunu hedefleyen birçok ilacın kliniğe girmesiyle, bu
nılmaz derecede kompleks olan veri birleştirme ve analizi de tür ajanlara yanıtı öngörebilecek epigenom durumunu analiz
dahildir. eden testlerin kullanıma girmesi yakındır.
Bu gelişmeler çeşitli tümörlerin sistematik olarak sekans- Tümörlerin global moleküler analizi için yeni tekniklerin
lanması (dizilenme) ve kataloglanmasına da olanak vermiştir. geliştirilmesinin yarattığı heyecan, bazı bilim adamlarının
Kanser Genom Atlası (The Cancer Genome Atlas) (TCGA) histopatolojinin sonunun yakın olduğunu düşünmesine yol
ismini alan bu girişim Ulusal Kanser Enstitüsü (National açmıştır. Bununla birlikte, tümörlerin histopatolojik incele-
Cancer Institute) (NCI) tarafından da desteklenmektedir. mesi, anaplazi, invazivlik ve tümör heterojenitesi gibi önemli
Kanser genomunun sekanslanmasının (dizilenmesinin) bu- kanser özellikleri hakkında DNA dizilerinden sağlanamayan
Mendelian Hastalıklar: Tek Gen Defektlerinin Neden Olduğu Hastalıklar 251
Cl– Na+
Cl– Na+
CFTR ENaC
HAVAYOLU HAVAYOLU
Normal Dehidrate
mukus mukus
Cl– Na+ H2O Cl– Na+ H2O Cl– Na+ H2O Cl– Na+ H2O
Resim 7.3 (Üst) Kistik fibroziste (KF) ter duktuslarındaki klor kanalı defekti, terde klor ve sodyum konsantrasyonunun artmasına neden olur. (Alt)
KF’li hastaların havayollarında klor sekresyonu azalır, sodyum ve su emilimi artar. Sonuçta epitel hücrelerini örten mukus tabakasında dehidra-
tasyona, mukosiliyer fonksiyonda bozulmaya ve mukus plaklarının oluşmasına neden olur. CFTR, kistik fibrozis transmembran iletim regülatörü;
ENaC, intrasellüler sodyum iletiminden sorumlu epitelyal sodyum kanalı.
270 B Ö LÜ M 7 Genetik ve Pediatrik Hastalıklar
ÖZET
WİLMS TÜMÖRÜ
• Wilms tümörü çocukluk çağındaki en sık renal neoplazidir.
• Hastalarda Wilms tümörü gelişme riski üç sendromda art-
mıştır: Denys-Drash, Beckwith-Wiedemann ve Wilms tümö-
rü, aniridi, genital anomaliler ve mental retardasyon (WGAR)
sendromu.
• WAGR sendromu ve DDS, WT1 geninin inaktivasyonu ile iliş-
kili iken, Beckwith-Wiedemann sendromu WT2 lokusunda,
özellikle IGF2 genini tutan imprintlenme anomalileri sonucu
ortaya çıkar.
• Wilms tümörünün morfolojik komponentleri, blastema (kü-
çük yuvarlak mavi hücreler), epitelyal ve stromal elemanlar-
dır.
• Nefrojenik kalıntılar Wilms tümörünün öncül lezyonudur.
MENDELİAN VE KOMPLEKS
rumda histolojik özellikler gösterebilir. Rezeksiyon materyalin- HASTALIKLARIN MOLEKÜLER TANISI
de nefrojenik artıkların varlığını göstermek önemlidir, çünkü
bu hastalarda karşı böbrekte de Wilms tümörü gelişme riski Kullanıma hazır moleküler tanı yöntemlerinin elimizin al-
artmıştır. tında bulunduğu günümüz öncesinde, genetik bozuklukla-
rın tanısı anormal gen ürünlerinin (örn. mutant hemoglo-
bin veya anormal metabolitler) ve mental retardasyon (örn.
Klinik Gidiş FKÜ’de) gibi bunların klinik etkilerinin belirlenmesine da-
Hastalar tipik olarak palpe edilebilen, bazen orta hattı ge- yanmaktaydı. O zamandan bu yana birçok faktör, moleküler
tanı yöntemlerinin araştırma alanından akademik ve ticari
çip, pelvise kadar uzanım gösteren abdominal kitle ile baş-
patoloji laboratuvarlarının neredeyse hepsine hızlı bir şekil-
vurur. Daha az sıklıkla yüksek ateş ve karın ağrısı, hematüri
de yayılmasını sağlamıştır. Bu faktörler; (1) insan genomu-
ya da nadiren tümör basısına bağlı olarak gelişen intestinal nun dizilenmesi ve bu verilerin halka açık veri tabanlarında
obstrüksiyon şikayetleri olur. Wilms tümörünün prognozu biriktirilmesi; (2) spesifik genetik bozuklukların tanımlan-
genellikle çok iyidir, nefrektomi ve kemoterapi kombinas- ması için özel olarak hazırlanmış çok sayıda hazır ticari po-
yonu ile çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Anaplazi, eğer limeraz zincir reaksiyonu (PCR) kitinin bulunması; (3) tek
diffüz ise, kötü prognoz işaretidir. Buna karşın, anaplazinin bir platform kullanarak hem DNA’yı hem de RNA’yı tüm
A B
Resim 7.37 (A) Wilms tümörü içerisinde sıkışık biçimde yer almış mavi hücrelerden oluşan blastemal komponent ve arada dağınık halde primitif
tubullerden oluşan epitelyal komponent. (B) Wilms tümörü içerisindeki diğer alanlarda hiperkromatik, pleomorfik nükleuslu ve anormal mitoz
içeren hücreler ile karakterize fokal anaplazi vardır (görüntünün merkezinde). Blastemal morfolojinin baskın olması ve diffüz anaplazinin varlığı
spesifik moleküler değişiklikler (metne bakınız) ile ilişkilidir.
Tütünün Etkileri 309
Tablo 8.4 Tütün Dumanındaki Organa Spesifik Karsinojenler (Resim 8.8). Akciğer kanserlerine ek olarak, tütün du-
Organ Karsinojen(ler) manı ağız boşluğu, yemek borusu, pankreas ve mesane
Akciğer, larinks Polisiklik aromatik hidrokarbonlar kanserlerinin gelişimine de katkıda bulunur. Tablo 8.4’te,
4-(metilnitrozamino)-1-(3-piridil)-1- tütün dumanında bulunan organa özgü karsinojenler
butanone (NNK) listelenmektedir. Ayrıca, sigara içmek diğer karsinojen-
210 Polonyum lerle ilişkili hastalık riskini de arttırır. Sigara içen asbest
Özofagus N’-Nitrozonornikotin (NNN) işçileri ve uranyum madencilerinde sigara içmeyenlere
Pankreas NNK (?) göre akciğer karsinomunun 10 kat daha yüksek olması
Mesane 4-Aminobifenil, 2-naftilamin iyi bilinen örneklerdendir. Tütün (çiğnenmiş veya tütsü-
Oral Kavite (sigara Polisiklik aromatik hidrokarbonlar, NNK,
lenmiş çiğnenen ya da dumanı solunan) ve alkol, birlikte
içenler) NNN tüketildiğinde oral, laringeal ve özofagus kanseri riskleri-
Oral kavite (enfiye) NNK, NNN, 210Polonyum ni katlayarak arttırır. Bu çok yaygın kötü alışkanlıkların
Veriler Szczesny LB, Holbrook JH: Cigarette smoking. In Rom WH, editor: karsinojenik etkileşiminin bir örneği laringeal kanser
Environmental and occupational medicine, ed 2, Boston, 1992, Little, için gösterilmiştir (Resim 8.9).
Brown, pp 1211’den alınmıştır.
• Ateroskleroz ve başlıca komplikasyonu olan myokard
infarktüsünün, sigara içimi ile güçlü bir ilişkisi vardır.
Bunun nedenleri arasında muhtemelen artmış trombosit
agregasyonu, azalmış myokardiyal oksijenizasyona (si-
hızı ve kan basıncının artmış ile kalp kasılma gücü ve atım gara dumanındaki CO ile gelişen hipoksiye bağlı akciğer
miktarının artması gibi sigara içiminin akut etkilerinden so- hastalığı nedeniyle) eşlik eden artmış oksijen ihtiyacı ve
rumludur. ventriküler fibrilasyon eşiğinin düşmesi gibi çeşitli fak-
Sigara içiminin neden olduğu en yaygın hastalıklar akci- törler yer alır. Kalp krizlerinin neredeyse üçte biri sigara
ğeri etkiler ve Bölüm 13’te anlatılan amfizem, kronik bronşit içimi ile ilişkilidir. Sigara içmek hipertansiyon ve hiper-
ve akciğer kanserini içerir: Tütün ile ilişkili bazı hastalıklar- kolesterolemi ile birlikte olduğunda risk üzerindeki etki-
dan sorumlu mekanizmalar şunlardır: leri katlanmaktadır.
• Trakeobronşiyal mukoza üzerinde doğrudan irritan etki, • Maternal sigara kullanımı spontan düşük ve erken do-
inflamasyon ve artmış mukus üretimi (bronşit). Sigara ğum riskini arttırır ve intrauterin gelişme geriliği ile so-
dumanı ayrıca lökositlerin akciğerde birikimine neden nuçlanır (Bölüm 7); bununla birlikte, gebelik öncesi si-
olur, lokal elastaz üretimini arttırırak akciğer dokusunda gara içmeyi bırakan annelerden doğan bebekler normal
hasara ve daha sonra amfizeme yol açar. doğum ağırlıklarına sahiptir.
• Karsinogenez. Sigara dumanı bileşenleri, özellikle po-
lisiklik hidrokarbonlar ve nitrozaminler (Tablo 8.4),
hayvanlarda güçlü karsinojenlerdir ve muhtemelen in-
sanlarda akciğer karsinomlarının oluşmasında rol oynar-
Tütün içimi (sigara/gün)
lar (Bölüm 13’e bakınız). Akciğer kanseri gelişme riski,
0–7 8–15 16–25 26+
sıklıkla “paket yılı” (örn. 20 yıl boyunca günde bir paket
20 paket yılına eşittir) veya günlük içilen sigara miktarı
cinsinden ifade edilen maruziyet yoğunluğu ile ilişkilidir 50
40
20
30
Rölatif risk
15
Rölatif risk
10 20
120+
5 10
81–120
n)
gü
41–80 i (g/
0 tim
0 ke
0 1 10 20 40 60 ol tü
0–40 Alk
İçilen sigara/gün
Resim 8.8 Akciğer kanseri riskini, içilen sigara sayısı belirlemektedir. Resim 8.9 Sigara içimi ve alkol tüketimi arasındaki etkileşim sonucu,
(Veriler Stewart BW, Kleihues P, editors: World cancer report, Lyon, larinks kanseri riskinin katlanarak artışı. (Veriler Stewart BW, Kleihues P,
2003, IARC Press’dendir.) editors: World cancer report, Lyon, 2003, IARC Press’dendir.)
322 B Ö LÜ M 8 Çevresel ve Beslenme ile İlgili Hastalıklar
Erken
Sperm
değişiklikler ve mitotik figürler, radyasyon hasarı olan hücre-
• Overler (destrüksiyon)
ler ve kanser hücreleri arasında histolojik benzerlikler, kanser Germ hücreleri
rekürensi veya devamlılığını araştıran patologlar için oldukça Granuloza hücreleri
zorlayıcı bir problem yaratır. • Gonadların atrofi ve
fibrozisi (geç)
Radyasyona maruz kalmış dokularda, ışık mikroskopik dü-
zeyde vasküler değişiklikler ve fibrozis belirgindir (Resim 8.15). KAN VE
Işınlama sürecinin hemen sonrasında damarlarda dilatasyon KEMİK İLİĞİ
• Trombositopeni
görülebilir. Bir süre geçtikten sonra veya daha yüksek dozlar-
Erken
• Granülositopeni
da, endotel hücrelerinde şişme ve vakuolizasyon gibi dejene- • Anemi
ratif değişiklikler veya kapillerler ve venüller gibi küçük damar • Lenfopeni
duvarlarında nekroz bile görülebilir. Etkilenen damarlar rüptü-
re olabilir ya da trombozis gelişebilir. Daha geç dönemde ise
ışınlanmış damarlarda endotel hücre proliferasyonu ve media
tabakasının kalınlaşması ile kollagende hyalinizasyon görülür
ve bu da vasküler lümende belirgin daralma veya obliteras-
yona neden olur. Bu süreçte ışınlanan alanda genellikle skar Resim 8.16 Radyasyon hasarının başlıca morfolojik sonuçlarına genel
bakış. Erken değişiklikler saatler ila haftalar arasında ortaya çıkar; geç
ve kontraksiyona neden olan interstisyel kollagen artışı belir-
değişiklikler aylar veya yıllar içinde ortaya çıkar. ARDS, Akut respiratu-
ginleşir. ar distres sendromu.
SANTRAL İŞLEM
İnhibe eder
Anabolik döngü
Hipotalamus
Aktive eder
Katabolik döngü
Yağlanma
sinyalleri
Leptin
Ghrelin
Mide
Pankreas İnsülin
β hücreleri
Barsaklar Enerji
dengesi
PYY
L hücreleri
AFFERENT SİSTEM EFFERENT SİSTEM
Resim 8.23 Enerji dengesini düzenleme devresi. Yağ dokusunda yeterli enerji depolandığında ve birey iyi beslendiğinde hipotalamusta santral
nöronal işlem birimlerine afferent yağlanma sinyalleri (insülin, leptin, grelin, peptit YY) iletilir. Burada yağlanma sinyalleri anabolik döngüyü
inhibe eder ve katabolik döngüyü aktive eder. Bu santral döngünün efektör kolları gıda alımını engelleyip enerji harcamasını teşvik ederek
enerji dengesini etkiler. Bu da enerji depolarını azaltır ve yağlanma yönündeki sinyaller kesilir. Aksine enerji depoları düşük olduğunda mevcut
anabolik döngü etkinleşir, katabolik döngünün yavaşlaması pahasına yağ dokusu şeklinde enerji depoları üretilir.
Lümen
Lümen
Aort
Orta boy
ven Müsküler
arter
Lümen
Venül Arteriol
Adventisya
Perisitler KAN
Medya İntima BASINCI
KONTROLÜ
Postkapiller Kapiller
venül
Endotel hücresi İntima Medya Adventisya
Resim 10.1 Damarların bölgesel özellikleri. Tüm damarlar aynı genel bileşenlere sahip olsa da çeşitli tabakaların kalınlıkları ve içerikleri hemodi-
namik kuvvetlerin ve doku gereksinimlerinin bir fonksiyonuna bağlı olarak değişiklik gösterir.
yük ve orta çaptaki damarlarda adventisyadaki küçük arteri- da endotelin (vazokonstrüksiyona neden olur) salgılaya-
oller (bunlara vasa vasorum denir – tam anlamıyla “damar- rak arterin düz kas hücre tonusunu ayarlar.
ların damarları”) medyanın dış yarısı ila üçte ikisini besler. • Küçük arterler (2 mm ya da daha küçük çaptakiler) ve
arterioller (20 ila 100 μm çaptakiler); organların bağ do-
Damar Organizasyonu kusu içindeki damarlardır. Bu damarlardaki medya taba-
kası başlıca düz kas hücrelerinden oluşur. Arterioller kan
Çapları ve yapılarına göre arterler üç tipe ayrılır: akımı direncinin düzenlendiği alanlardır. Arteriollerden
• Büyük elastik arterler (örn. aort, arkus damarları, iliak ve geçiş esnasında basınç düştüğünden, kan akım hızı kes-
pulmoner arterler). Bu damarlarda medya tabakası bo- kin olarak azalır ve akım pulsatil halden çıkarak sabit bir
yunca elastik lifler ile düz kas hücreleri bir arada bulu- hal alır. Sıvı akımına karşı direnç, çapın dördüncü kuv-
nur; medya sistol sırasında genişler (her bir kalp kasılma- vetiyle ters orantılı olduğundan (yani, çapın yarıya düşü-
sının bir kısım enerjisini depolayarak) ve kanı daha aşağı rülmesi direnci 16 kat artırır) arteriol lümen çapındaki
yöne göndermek için diyastolde geri çekilime uğrar. Yaş küçük değişikliklerin kan basıncına büyük etkisi vardır.
ilerledikçe ve/veya diyabet ve hipertansiyon gibi hasta-
Kapillerlerin lümen çapları eritrositlerinkinden (7-8 μm)
lıklara bağlı olarak, elastikiyet kaybedilir; damarlar distal
biraz daha küçüktür. Bu damarlar endoteyal hücreler ile dö-
organlara yüksek arteriel basınçları aktaran “sert borula-
şelidir ve düz kas hücresi benzeri hücreler olan perisitler ile
ra” dönüşür ya da dilate ve yırtılmaya uygun genişlemiş kısmen çevrilidir. Toplu halde kapiller yataklar çok büyük
(ektatik) hale gelir. bir toplam kesit alanına ve düşük kan akım hızına sahiptir.
• Orta çaplı müsküler arterler (örn. koroner ve renal arter- İnce duvarları ve yavaş akımları ile kapillerler kan ve dokular
ler). Bu damarlarda medya tabakası esas olarak düz kas arasında diffüzyona uğrayabilen maddelerin hızlı değişimi
hücrelerinden oluşur, elastin sadece internal ve eksternal için çok uygundurlar. Pek çok dokunun kapiller ağı, zorunlu
elastik laminada bulunur. Medyadaki düz kas hücreleri olarak çok zengindir, çünkü oksijen ve besin maddelerinin
lümen etrafında dairesel ya da spiral tarzda yerleşmiştir diffüzyonu 100 μm’nin ötesinde etkili değildir; metabolik
ve bölgesel kan akımı, otonom sinir sistemi ve yerel me- olarak aktif olan dokular ise (örn. kalp) en yüksek kapiller
tabolik etmenlerin (örn. asidoz) denetimi ile sağlanan yoğunluğa sahiptir.
düz kas kontraksiyonu (vazokonstriksiyon) ve gevşemesi Venler kapiller yataklardan kanı post-kapiller venüller
(vazodilatasyon) ile düzenlenir. Endotel hücreleri de ör- olarak alır, bunlar da toplayıcı venülleri oluşturmak için anas-
neğin, nitrik oksit (NO, vazodilatasyona neden olur) ya tomozlaşır ve giderek daha büyük venleri oluştururlar. İnfla-
Vaskülit 383
Kapillerler
Arterioller Venüller
Arterler Venler
Aort
Orta boy damar vaskülitleri Astımsız veya Granülomlar, Eozinofili, astım ve
granülomsüz vaskülit astım olmadan granülomlar
İmmun Anti-endotel (mikroskobik (polianjiitisli (Churg-Strauss
kompleks aracılı hücresi antikorları polianjiitis) granülomatozis) sendromu)
(örn. Polyarteritis (örn. Kawasaki
nodoza) hastalığı
İmmun kompleksten fakir (genellikle ANCA eşlik eder)
Resim 10.22 Daha sık görülen vaskülitlerde, tutulan damar bölgeleri ve olası nedenleri. Dağılımda dikkate değer bir örtüşme olduğuna dikkat
ediniz. ANCA, anti-nötrofil sitoplazmik antikor; IgA, immunoglobulin A; SLE, sistemik lupus eritematozus (Veriler: Jennette JC, Falk RJ: Nosology of
primary vasculitis, Curr Opin Rheumatol 19:17;2007)
410 B Ö L Ü M 11 Kalp
A B
Resim 11.16 Hipertansif kalp hastalığı. (A) Sistemik (sol kalbi tutan) hipertansif kalp hastalığı. Sol ventrikül duvarında, ventrikül lumeninin
küçülmesine neden olan, belirgin konsantrik kalınlaşma vardır. Kalbin dört odacığını da gösteren bu fotoğraflarda sol ventrikül ve sol atriyum,
sağ taraftadır. Sağ ventrikülde rastlantısal olarak, bir uyaran kaynağı (pacemaker) saptanmaktadır (ok). Sol ventrikül esnekliğindeki kayba ve
diyizastol sırasındaki gevşemenin bozulmasına bağlı sol atriyumdaki dilatasyona (yıldız) dikkat edin. (B) Kronik cor pulmonale. Sağ ventrikül
(bu fotoğrafın sol tarafında gösterilmektedir) önemli ölçüde genişlemiş ve hipertrofiye uğramıştır; serbest duvarında kalınlaşma ve trabeküllerde
hipertrofi vardır. Sol ventrikülün biçimi ve hacmi, büyümüş olan sağ ventrikül tarafından itilerek bozulmuştur.
434 B Ö L Ü M 11 Kalp
A B
Resim 11.27 Asimetrik septum hipertrofisiyle birlikte hipertrofik kardiyomiyopati. (A) Ventriküler septuma ait kas dokusu, sol ventrikül çıkış
yoluna doğru oluşturduğu tümsekle sol ventrikülün “muz biçimi” almasına neden olmuştur; sol atriyum genişlemiştir. Sağ ön mitral kapakçık,
fibröz endokard plağının ortaya konulması amacıyla septumdan alınmıştır (ok) (metne bkz.). (B) Düzensiz, aşırı hipertrofiyi ve karakteristik, dal-
lanan miyositleri, ayrıca interstisyel fibrozisi gösteren histolojik görünüm.
NORMAL β-TALASEMİ
Azalmış β-globin sentezi,
eşlik eden α-globin fazlalığı Çözünmeyen α-globin agregatı
HbA
(α2β2)
HbA
Hipokromik eritrosit
Normal eritrositler
Etkisiz eritropoez
Eritroblastların çoğu Ekstravasküler hemoliz
kemik iliğinde ölür Dalakta, agregat içeren
Diyetteki demir eritrositlerin yıkımı
ANEMİ
Artmış
demir Kan
emilimi transfüzyonları
Doku hipoksisi
Azaltır
Eritropoietin
artışı
Karaciğer
Kalp
Kemik iliği genişlemesi
İskelet deformiteleri
Resim 12.5 β-talasemi majörün patogenezi. Rutin kan yaymalarında görülen fazla α-globin agregatlarına dikkat edin. Kan transfüzyonları, ane-
miyi düzeltirken bir taraftan da sistemik demir yüklenmesine neden olduğundan iki ucu keskin bıçaktır.
ALL
Replikatif
Foliküler lenfoma Apoptozdan lineage-spesifik
ölümsüzlük
BCL2 translokasyonu kaçış transkripsiyon
potansiyeli
faktörlerinde
mutasyonlar
Tümör
Genomik
destekleyici
instabilite
inflamasyon
Anjiogenezin İnvazyon ve
Germinal merkez B hücreli lenfomaları indüklenmesi metastazın Marjinal zon lenfoma
Sınıf değiştirme, somatik hipermutasyon aktivasyonu Antijen bağımlılığı
Doku faktörü
salımı
Trombosit
agregasyonu
Yaygın
mikrovasküler
tromboz
Plazmin aktivasyonu
Mikroanjiyopatik Vasküler
hemolitik anemi tıkanma
Pıhtılaşma faktörleri
Pıhtılaşma İskemik doku
Fibrinoliz ve trombositlerin
faktörlerinin proteolizi hasarı
tüketimi
Tablo 13.5 Pnömoni Sendromları ve Sorumlu Patojenler çocuklarda özellikle hayatı tehdit eden pnömoniye neden
Toplum Kökenli Bakteriyel Pnömoni olabilir. Enfeksiyon gelişme riski bulunan erişkinler kronik
Streptococcus pneumoniae bronşit, kistik fibrozis ve bronşiektazi gibi kronik akciğer
Haemophilus influenzae hastalığı olanlardır. KOAH’taki akut alevlenmenin en sık
Moraxella catarrhalis bakteriyel nedeni H. influenzae’dir. Kapsüllü H. influenzae
Staphylococcus aureus
tip b daha önceleri çocuklarda epiglottit ve süpüratif menen-
Legionella pneumophila
Enterobakterler (Klebsiella pneumoniae) ve Psödomonas türleri jitin önemli bir nedeni idi, ancak bu organizmaya karşı aşıla-
Mycoplasma pneumoniae ma bu riski artık oldukça azaltmıştır.
Chlamydia pneumoniae
Coxiella burnetii (Q ateşi) Moraxella catarrhalis
Toplum Kökenli Viral Pnömoni M. catarrhalis özellikle yaşlılarda bakteriyel pnömoninin
Respiratuar sinsisyal virüs, insan metapnömovirüs, parainfluenza gittikçe daha sık karşılaşılan bir etkenidir. Erişkinlerde KO-
virüs (çocuklar); influenza A ve B (erişkinler); adenovirüs (askeri AH’taki akut alevlenmenin, ikinci en sık bakteriyel nedeni-
birlikler)
dir. M. catarrhalis, S. pneumoniae ve H. influenzae ile birlikte
Nozokomiyal Pnömoni
çocuklarda otitis medyaya (orta kulak iltihabı) neden olan en
Enterobakter grubundan gram negatif basiller (Klebsiella türleri,
sık üç etkenden birisidir.
Serratia marcescens, Escherichia coli) ve Psödomonas türleri.
S. aureus (genellikle metisiline dirençli)
Staphylococcus aureus
Aspirasyon Pnömonisi
S. aureus çocuklarda ve sağlıklı erişkinlerde viral solunum
Aneaerobik oral flora (Bacteroides, Prevotella, Fusobacterium,
Peptostreptococcus) ve beraberinde aerobik bakteriler (S. yolu hastalıklarından (örn. çocuklarda kızamık, çocuk ve
pneumoniae, S. aureus, H. influenzae, and Pseudomonas erişkinlerde influenza) sonra meydana gelen sekonder bak-
aeruginosa) teriyel pnömoninin önemli bir nedenidir. Stafilokoksik pnö-
Kronik Pnömoni monide akciğer apsesi ve ampiyem gibi komplikasyonlar
Nocardia sıktır. Sağ taraflı stafilokok endokarditi ile birlikte meydana
Actinomyces gelen stafilokoksik pnömoni intravenöz ilaç bağımlılarında
Granulomatöz: Mycobacterium tuberculosis ve atipik
mikobakteriler, Histoplasma capsulatum, Coccidioides immitis,
görülen ciddi bir komplikasyondur. Aynı zamanda nozoko-
Blastomyces dermatitidis miyal pnömoninin önemli bir nedenidir (daha ileride anla-
Nekrotizan Pnömoni ve Akciğer Apsesi tılmıştır).
Anaerobik bakteriler (son derece sık), beraberinde aerobik enfeksiyon
olabilir ya da olmayabilir
Klebsiella pneumoniae
S. aureus, K. pneumoniae, Streptococcus pyogenes, ve tip 3 K. pneumoniae gram negatif bakteriyel pnömoninin en sık
pnömokok (nadir) nedenidir. Klebsiella ile ilişkili pnömoni en sık olarak zayıf
İmmünyetmezlikli Konakta Pnömoni düşmüş ve kötü beslenen kişilerde, özellikle kronik alkolik-
Sitomegalovirüs lerde görülür. Organizma bol, yoğun kapsüler polisakkarid
Pneumocystis jiroveci ürettiğinden kalın, jelatinöz ve hastaların öksürükle çıkar-
Mycobacterium avium kompleksi (MAK)
İnvaziv aspergillozis makta zorlandığı balgam karakteristiktir.
İnvaziv kandidiyazis
“Olağan” bakteriyel, viral ve fungal organizmalar (yukarıda Pseudomonas aeruginosa
listelenmiştir) Burada toplum kökenli patojenlerle arasında anlatılmakla
birlikte, P. aeruginosa enfeksiyonu kistik fibrozisteki enfeksi-
zamanda kapsüllü bakterilere karşı esas koruyucu antikorlar yonlarla ilişkili olduğundan en sık nozokomiyal olarak görü-
olan ve polisakkaridlere karşı oluşturulan antikorların üreti- lür (daha ileride bahsedilmektedir). Pseudomonas pnömoni-
minde de önemli bir organdır. si ayrıca kemoterapiye sekonder nötropeni gelişen kişilerde,
Balgamda tipik gram pozitif, bistüri şeklindeki çok sayı- ağır yanık hastalarında ve mekanik ventilasyon desteği alan-
da diplokok varlığı pnömokoksik pnömoni tanısını destek- larda sıktır. P. aeruginosa, enfeksiyon odağındaki kan damar-
ler, ancak unutulmamalıdır ki, S. pneumoniae erişkinlerin larını invaze etme ve böylece akciğer dışına yayılma eğilimi-
%20’sinde endojen floranın bir parçasıdır ve yalancı pozitif ne sahiptir. Pseudomonas bekteriyemisi fulminan bir hastalık
sonuçlar ortaya çıkabilir. Kan kültürlerinde pnömokok izo- olup, genellikle günler içinde ölümle sonuçlanır. Histolojik
lasyonu daha spesifik, ancak daha az sensitiftir (hastalığın incelemede, nekrotik damar duvarlarını infiltre eden orga-
erken döneminde hastaların sadece %20 ile %30’unda kan nizmalar (Pseudomonas vasküliti) ve akciğer parenkiminde
kültürü pozitiftir). Pnömokok sepsisi riski yüksek olan has- buna sekonder koagülasyon nekrozu görülür.
talarda, bakterilerin sık görülen serotiplerinden elde edilen
kapsül polisakkaridlerini içeren pnömokok aşıları kullanıl- Legionella pneumophila
maktadır. L. pneumophila Lejyoner hastalığının etkenidir. Lejyoner
hastalığı, epidemik ve sporadik formları olan bir pnömoni
Haemophilus influenzae olup, organizma adını bu hastalıktan alır. Pontiac ateşi L.
H. influenza’nın hem kapsüllü, hem de kapsülsüz formları pneumophila tarafından meydana getirilen ve kendi kendini
toplum kökenli pnömoninin önemli nedenleridir. Kapsüllü sınırlayan bir üst solunum yolu enfeksiyonudur; pnömoni
formlar, genellikle viral respiratuar enfeksiyonlardan sonra, semptomları yoktur. L. pneumophila suyla soğutma kuleleri
530 B Ö L Ü M 13 Akciğer
A B C
D E F
Resim 13.44 Skuamöz hücreli karsinomların öncül lezyonları. (A-C) Sigaraya bağlı hasar içeren respiratuar epiteldeki en erken (ve “hafif”) deği-
şikliklerin bazıları şunlardır: goblet hücre hiperplazisi (A), bazal hücre (veya rezerv hücre) hiperplazisi (B) ve skuamöz metaplazi (C). (D) Skuamöz
epitelin düzensiz dizilimi, nükleer polarite kaybı, nükleer hiperkromazi, pleomorfizm ve mitotik figürler ile karakterize skuamöz displazi daha
ciddi bir bulgudur. (E ve F) Skuamöz displazi hafif, orta ve şiddetli displazi evrelerini takip ederek progresyon gösterebilir. Karsinoma in situ (CIS)
(E) hızla invaziv skuamöz karsinoma ilerler (F). CIS’de bazal membranın parçalanmaması dışında, sitolojik bulgular invaziv karsinom ile benzerdir.
(A–E, Dr. Adi Gazdar’ın izniyle, Department of Pathology, University of Texas Southwestern Medical School, Dallas. F, Travis WD, Colby TV, Corrin B, et al
[eds]: World Health Organization Histological Typing of Lung and Pleural Tumours. Heidelberg, Springer, 1999)
A B
Resim 13.45 Skuamöz hücreli karsinom. (A) Santral (hiler) kitle olarak başlayan ve komşu parenkimi invaze eden skuamöz hücreli karsinom. (B)
Keratinizasyon ve keratin incileri içeren iyi diferansiye skuamöz hücreli karsinom.
558 B Ö L Ü M 14 Böbrek ve Toplayıcı Sistemi
Klinik Bulgular
Membranöz nefropati olgularının çoğu daha önceden her-
hangi bir hastalıkları olmadan ani başlangıçlı ve genellikle
tam gelişmiş nefrotik sendrom şeklinde bulgu verir. Diğer
bireylerde ise daha düşük düzeyde proteinüri görülür. Mi-
nimal değişiklik hastalığının aksine proteinüri seçici de-
Resim 14.6 Fokal ve segmental glomerüloskleroz, büyük büyütme- ğildir ve kortikosteroid tedavisine genellikle yanıt vermez.
de (periodic acid-schiff boyası), tutulan glomerülün bir bölümünde
matriks materyalinin birikimi ile kapiller lümeni oblitere eden nedbe- Membranöz nefropatinin sekonder nedenleri dışlanmalıdır.
leşmiş bir kitle olarak görülür. (Dr. H. Rennke’nin izniyle, Patoloji Depart-
manı, Brigham and Women’s Hospital, Boston, Massachusetts.)
Patogenez A
Membranöz nefropati endojen ya da ekilmiş glomerül an-
tijenlerine in-situ reaksiyon veren antikorlar tarafından Düzleşmiş ayaksı
çıkıntılara sahip podositler
oluşturulan kronik immün kompleks glomerülonefriti-
nin bir formudur. Podosit antijeni olan fosfolipaz A2 resep-
törüne (PLA2R) karşı antikorlar sıklıkla bulunur, ancak bu
antikorların membranöz nefropatinin nedeni olduğu tam
olarak kanıtlanamamıştır. Subepitelyal immün birikimlerin
oluşumu, podosit yüzeyinde kompleman aktivasyonuna yol
açar ve membran atak kompleksini (C5-C9) oluşturur; bu da
sırasıyla podosit hasarına ve proteinüriye sebep olur.
Kalınlaşmış
bazal
M O R F O LO J İ membran
Membranöz nefropatide, rutin H&E boyası ile görülen temel
değişiklik, kapiller duvarının diffüz kalınlaşmasıdır (Resim
14.7A). Elektron mikroskopisi ile bu belirgin kalınlaşmanın;
GBM ara maddesinin ufak dikensi çıkıntıları ile birbirlerinden Subepitelyal
birikimler
ayrılmış, subepitelyal birikimler tarafından oluşturulduğu
(“diken ve kubbe görünümü”) görülür (Resim 14.7B). Hasta- Dikensi
çıkıntılar
lık ilerledikçe bu dikensi çıkıntılar, immün birikimlerin üstüne
doğru kapanarak onları GBM ile kaynaştırırlar. Ayrıca nefro- B (“spike”)
tik sendromun diğer sebeplerindeki gibi podositler ayaksı
Resim 14.7 Membranöz nefropati. (A) Glomerül bazal membranında
çıkıntılarını kaybederler. Hastalığın daha ileri döneminde
diffüz kalınlaşma (periodic acid-Schiff boyası). (B) Ayaksı çıkıntıların
birleşen birikimler yıkılır ve sonuçta kaybolarak GBM içinde düzleşmesi, subepitelyal birikimler ve immün birikimler arasında ba-
boşluklar oluştururlar. Bu boşluklar daha sonra bazal memb- zal membran materyalinin dikensi çıkıntılar şeklinde (“spike”) olduğu-
nu gösteren şematik diagram.
Böbreğin Kistik Hastalıkları 575
A B
Resim 14.22 Otomozal dominant erişkin tip polikistik böbrek. Dış yüzün görünümü (A) ve kesit yüzeyi (B). Böbrek çok sayıda dilate kistlerle
belirgin olarak büyümüştür (santimetreli cetvel ile gösterilmektedir).
A B
C D
Resim 15.7 Özofagus varisleri. (A) Anjiografide tortüöz yapıda birkaç özofagus varisi gözlenmekte, (B) Anjiografi çarpıcı görünse de varisleri
saptamada endoskopi daha yaygın olarak kullanılır. (C) Resim (A)’da gösterilen anjiografideki varislerin postmortem görünümü. Varisler kollabe
olmuş görünüyor. Polipoid alanlar band ligasyonu uygulanan varis kanaması bölgeleri. (D) Sağlam skuamöz epitel altında dilate varisler.
nedenlerle hasar görebilir. İlaçlar (haplar) direkt olarak mi- İnfeksiyöz özofajit tamamen sağlıklı olan kişilerde gö-
deye geçmek yerine özofagusta takılıp, burada çözünebilir. rülebilir, ancak en sık olarak ağır hasta, güçten düşmüş ya
Bu durum hap nedenli özofajite neden olur. Kimyasal hasara da immünsüprese kişilerde görülür. Bu hastalarda, herpes
bağlı özofajit genellikle kendiliğinden geçen ağrıya, özellikle simpleks virüsleri, sitomegalovirüs (CMV) ve mantar (fun-
de odinofajiye (ağrılı yutma) neden olur. Şiddetli olgularda, gal) enfeksiyonları sıktır. Mantarlar arasında Candida en sık
kanama, striktür ya da perforasyon meydana gelebilir. İatro- görüleni olup, mukormikozis ve aspergillozise de rastlanabi-
jenik özofagus hasarı ise sitotoksik kemoterapi, radyasyon lir. Bullöz pemfigoid ve epidermolizis bülloza gibi bazı des-
tedavisi ya da graft-versus-host hastalığı nedenli olabilir. kuamatif deri hastalıklarında ve nadiren Crohn hastalığında
Morfolojik değişiklikler ülserasyon ve nötrofil toplulukları da özofagus tutulumu olabilir.
olup, bunlar nonspesifiktir. Radyasyona maruz kalma, kan Mantar ve bakteri enfeksiyonları primer olabilecekleri
damarı harabiyetine neden olduğundan, olaya iskemik hasar gibi, daha önceden var olan bir ülserin üzerinde de gelişe-
da eklenir. bilir. Ülser tabanında genellikle, patojenik olmayan ağız
Tablo 15.4 Bakteriyal Enterokolitlerin Özellikleri
Etkilenen Gİ
Enfeksiyon Tipi Coğrafya Rezervuar Geçiş Epidemiyoloji Bölgeler Semptomlar Komplikasyonlar
Kolera Hindistan, Afrika Kabuklu deniz Fekal-oral, su Sporadik, endemik, İnce bağırsak Şiddetli sulu ishal Dehidrasyon, elektrolit
hayvanları epidemik dengesizlikleri
Campylobacter spp. Gelişmiş ülkeler Tavuk, koyun, Kümes hayvanları, Sporadik; çocuklar, Kolon Sulu ya da kanlı Artrit, Guillain-Barré sendromu
domuz, sığır süt, diğer gıdalar turistler ishal
Shigellozis Gelişmekte olan ülkeler İnsanlar Fekal-oral, yiyecekler, Çocuklar Sol kolon, ileum Kanlı ishal Reaktif artrit hemolitik-üremik
su sendrom
Salmonellozis Tüm dünya Kümes hayvanları, Kırmızı et, tavuk eti, Çocuklar, yaşlılar Kolon ve ince bağırsak Sulu ya da kanlı Sepsis, apse
çiftlik hayvanları, yumurta, süt ishal
sürüngenler
Enterik ateş (tifo) Hindistan, Meksika, İnsanlar Fekal-oral, su Çocuklar. adolesanlar, İnce bağırsak Kanlı ishal, ateş Kronik enfeksiyon, taşıyıcılık,
Filipinler turistler ensefalopati, myokardit,
intestinal perforasyon
Yersinia spp. Kuzey ve Orta Avrupa Domuz Domuz eti, süt, su Küçük hasta grupları İleum, apendiks, sağ Karın ağrısı, ateş, Otoimmün, örn, reaktif artrit
kolon ishal
Escherichia coli
Enterotoksijenik (ETEC) Gelişmekte olan ülkeler Bilinmiyor Yiyecekler, fekal-oral İnfantlar, adolesanlar, İnce bağırsak Şiddetli sulu ishal Dehidrasyon, elektrolit
turistler dengesizlikleri
Enteropatojenik (EPEC) Tüm dünya İnsanlar Fekal-oral İnfantlar İnce bağırsak Sulu ishal Dehidrasyon, elektrolit
dengesizlikleri
Enterohemorajik (EHEC) Tüm dünya Yaygın, sığırlar Kırmızı et, süt, Sporadik ve epidemik Kolon Kanlı ishal Hemolitik üremik sendrom
dahil
Enteroinvasiv (EIEC) Gelişmekte olan ülkeler Bilinmiyor Peynir, diğer Küçük çocuklar Kolon Kanlı ishal Bilinmiyor
yiyecekler, su
Enteroagregatif (EAEC) Tüm dünya Bilinmiyor Bilinmiyor Çocuklar, erişkinler, Kolon Kanamasız ishal, Tam tanımlanmamış
turistler afebril
Psödomembranöz kolit Tüm dünya İnsanlar, hastaneler Antibiyotikler ortaya İmmünosüprese Kolon Sulu ishal, ateş Nüks, toksik megakolon
(C. difficile) çıkmasına sebep kişiler, antibiyotik
olur tedavisi alanlar
Whipple hastalığı Kırsal > şehir Bilinmiyor Bilinmiyor Nadir İnce bağırsak Malabsorpsiyon Artrit, MSS hastalığı
Mikobakteriyal enfeksiyon Tüm dünya Bilinmiyor Bilinmiyor İmmünosüprese İnce bağırsak Malabsorpsiyon, Pnömoni, diğer bölgelerde
kişiler ishal, ateş enfeksiyon
MSS, merkezi sinir sistemi; Gİ, gastrointestinal.
İshalli Hastalıklar 615
638 B Ö L Ü M 16 Karaciğer ve Safra Kesesi
KARACİĞER HASTALIKLARININ
Hepatositlerin yaygın ölümü konfluen nekroz ile so-
GENEL ÖZELLİKLERİ
nuçlanır. Bu, akut toksik ya da iskemik hasarlarda, şiddetli
Karaciğerin başlıca primer hastalıkları viral hepatit, alko- kronik viral ya da otoimmün hepatitlerde görülebilir. Konf-
lik karaciğer hastalığı, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı luen nekroz, santral ven çevresinde bir hepatosit eksilmesi
(non-alcoholic fatty liver disease - NAFLD) ve hepatosellü- (dropout) odağı olarak başlar. Olayın şiddeti arttıkça nekroz,
ler karsinomdur (hepatocellular carcinoma - HCC). Karaci- santral ven ile portal bölgeler arasında ya da birbirlerine
ğer ayrıca, kalp hastalıkları, yaygın kanser ve ekstrahepatik komşu portal bölgeler arasında “köprüleşmeler” oluşturur.
enfeksiyonlar gibi yaygın görülen çok çeşitli hastalıklardan
sıklıkla etkilenir. Karaciğerin fonksiyonel rezervi, hafif kara-
ciğer hasarının klinik etkilerini maskeler. Ancak, şiddetli ve
diffüz karaciğer hasarının sıklıkla yaşamı tehdit eden sonuç-
ları vardır.
Nadir olarak görülen fulminan karaciğer yetmezliği is-
tisnası dışında, karaciğer hasarının sinsi bir ilerleyişi vardır.
Karaciğer dekompansasyonunun belirti ve bulgularının or-
taya çıkışı haftalar, aylar, hatta yıllar alabilir. Karaciğer ha-
sarı hasta tarafından hissedilemeyebilir ve sadece laboratuar
test anormallikleri ile kendini gösterebilir (Tablo 16.1), hem
hasar hem de iyileşme subklinik olabilir. Karaciğer anormal-
likleri olduğu için hepatoloğa gönderilen hastalar genellikler
kronik karaciğer hastalığı olan kişilerdir.
Klinik Özellikler
1 cm
Hastalar, sadece sebat eden serum alkalen fosfataz yüksekliği
ile dikkati çekebilir. Bu durum özellikle, rutin takip altındaki
ülseratif kolit hastalarında böyledir. Bazen de giderek artan
halsizlik, pruritus ve sarılık gelişebilir. Akut asendan kolanjit
atakları da PSK’nın varlığını ya da progresyonunu işaret ede-
bilir. Pankreas duktusları ve safra kesesi tutulumu olduğunda
kronik pankreatit ve kronik kolesistit görülebilir. Bazı hasta-
larda otoimmün pankreatit sklerozan kolanjite eşlik edebilir.
Böyle olgularda, PSK, IgG4 ile ilişkili kronik hastalığın bir
A B sonucu olabilir (Bölüm 5).
PSK’nın, 5-17 yıl süren uzun bir seyri vardır. Hastalığın
Resim 16.28 Primer sklerozan kolanjitli bir hastanın görüntüleme
incelemeleri. (A) Safra kanallarının manyetik rezonans kolanjiyogra-
şiddetli olduğu kişilerde kronik kolestatik karaciğer hasta-
fisinde bazı duktuslarda fokal dilatasyon (geniş, parlak alanlar), ba- lığının tipik semptomları (steatore de dahil olmak üzere)
zılarında da striktürler (incelme ya da tamamen yokluk) izleniyor. (B) görülür. Bu hastalığın, PBK’dan farklı olarak, tatmin edici
Aynı hastanın endoskopik retrograd kolanjiyografisinde de A’dakine bir medikal tedavisi yoktur. Çeşitli immünsüpresif ajanlar
benzer özellikler mevcut. (Dr. M. Edwyn Harrison’ın izniyle, MD, Mayo
Clinic, Scottsdale, Arizona.) denenmiştir, ancak hiçbirinin hastalık seyrini değiştirdiğine
dair kanıt bulunmamaktadır. Tıkanmayı rahatlatma amacıy-
la, endoskopik dilatasyon ve sfinkterotomi yapılmakta ya da
stent takılmaktadır. Son dönem karaciğer hastalığı olanlarda
Patogenez tedavi, karaciğer transplantasyonudur.
Bazı özellikleri, PSK’da safra yollarına immünolojik bir saldı-
rı olduğunu işaret etmektedir. Periduktal stromadaki T hüc-
releri, otoantikorların varlığı, HLA-B8 ve diğer MHC allelleri ÖZET
ile bir ilişki olması ve ülseratif kolit ile olan klinik bağlantı,
KOLESTATİK HASTALIKLAR
altta yatan immünolojik bir olayın varlığını desteklemek-
• Kolestaz, safra atılmasında aksama olduğunda meydana
tedir. PSK hastalarının birinci derece yakınlarında da PSK
gelir. Sarılık ve karaciğer parenkiminde safra pigmenti biriki-
gelişme riskinin yüksek olması genetik faktörlerin de etkisi mine yol açar. Nedenleri, mekanik ya da inflamatuar tıkanık-
olduğunu düşündürmektedir. lıklar, safra duktuslarının harabiyeti ya da hepatositin safra
Bir modelde, ülseratif kolit hastalarında hasarlı muko- sekresyonundaki metabolik kusurlardır.
zada aktive olan T hücrelerinin karaciğere göç edip, orada • Büyük safra duktuslarında tıkanma, en sık olarak safra
taşları ve pankreas başındaki maligniteler nedeniyle mey-
çapraz reaksiyon veren bir safra duktusu antijenini tanıyarak
dana gelir. Kronik tıkanmalar siroza neden olabilirler.
safra duktuslarına olan otoimmün saldırıyı başlattığı öne sü- • Neonatal kolestaz spesifik bir antite değildir. Biliyer atrezi
rülmüştür. PSK’daki otoantikor profilleri, PBK’daki gibi ka- ve yenidoğanda konjuge hiperbilirubinemiye yol açan çe-
rakteristik değildir. Ancak, hastaların %80’inde bir nükleer şitli hastalıklar da görülebilir. Bunların hepsine birden neo-
zarf proteinini tanıyan atipik bir perinükleer anti-nötrofil si- natal hepatit adı verilir.
• Primer biliyer kolanjit, küçük ve orta boy intrahepatik saf-
toplazmik antikor (pANCA) varlığı saptanır. Patojenik pAN-
ra duktuslarının ilerleyici, inflamatuar, sıklıkla granülomatöz
CA ve PSK arasındaki iişkinin ne olduğu bilinmemektedir.
M O R F O LO J İ
Büyük duktuslardaki (intrahepatik ve ekstrahepatik) ve daha
küçük intrahepatik duktuslardaki morfolojik değişiklikler bir-
birlerinden farklıdır. Büyük duktus inflamasyonu ülseratif
kolitte görülene benzer. Kronik inflamatuar bir zeminde epitel
içerisine infiltre olan nötrofiller vardır. İnflamasyonlu alanlarda
lümeni daraltan nedbe oluşumu nedeniyle striktürler mey-
dana gelir. Daha küçük duktuslarda ise, genellikle çok az
inflamasyon vardır ve belirgin bir şekilde atrofik duktus lüme-
nini çevreleyen “soğan zarı” fibrozisi görülür (Resim 16.29).
Lümen sonunda tıkanır ve ardında bir “mezar taşı” nedbesi
bırakır. Gelişigüzel alınan iğne biyopsilerinde küçük duktus
lezyonlarını örnekleme olasılığı düşük olduğundan, tanı eks-
trahepatik ve büyük intrahepatik duktusların radyolojik gö-
rüntülemeleri ile konur. Hastalık ilerledikçe, karaciğer belirgin
şekilde kolestatik hale gelir ve siroza gider. Biliyer intraepitel-
yal neoplazi genellikle kronik inflamasyon zemininde ortaya
çıkar. Kolanjiyokarsinom, hastaların yaklaşık %7’sinde gelişir Resim 16.29 Primer sklerozan kolanjit. Dejenerasyon halindeki bir
ve genellikle ölümcül seyreder. safra kanalı, yoğun “soğan zarı” görünümünde konsantrik nedbe ile
evrelenmiş.
682 B Ö L Ü M 17 Pankreas
Alkol
Kolelitiyazis İlaçlar
Ampullada tıkanma Travma Metabolik hasar (deneysel)
Kronik alkolizm İskemi Alkol
Duktus taşları Virüsler Duktus tıkanması
AKTİFLEŞEN ENZİMLER
İnterstisyel
Proteoliz Yağ nekrozu Kanama
LEZYONLAR: inflamasyon + (proteazlar)
+ (lipaz, fosfolipaz)
+ (elastaz)
ve ödem
AKUT PANKREATİT
Klinik Özellikler
Daha hafif formlarında görülen histolojik değişiklikler, Abdominal ağrı akut pankreatitin başlıca belirtisidir. Ağ-
pankreasta ve peripankreatik yağ dokusunda fokal yağ nekro- rının şiddeti değişkendir; hafif ve rahatsız edici olabileceği
zu ve intertisyel ödemdir (Resim 17.2A). Yağ nekrozu yağ hüc- gibi kişiyi iş yapamaz duruma getirecek kadar şiddetli de
relerinin enzimatik hasarından kaynaklanır; salınan yağ asitleri
olabilir. Akut pankreatit tanısı, ön planda plazmada artmış
kalsiyum ile birleşerek, çözünmeyen ve dokuda biriken tuzlar
oluşturur. amilaz ve lipaz düzeyleri ve abdominal ağrının diğer ne-
Akut nekrotizan pankreatit gibi daha ciddi formlarda, denlerinin dışlanması ile konulur. Vakaların %80’inde akut
pankreatik doku nekrozu asiner ve duktal hücreleri, Langer- pankreatit hafif ve kendi kendini sınırlayıcı nitelikte olup,
hans adacıklarını ve damarları da etkiler. Makroskopik olarak kalan %20’sinde ise ağır seyreder.
pankreas kırmızı-siyah renkte kanama alanları ile karışık halde
Tam gelişmiş akut pankreatit en önemli tıbbi aciller-
sarı-beyaz, tebeşirimsi görünümünde yağ nekrozu alanların-
dan oluşur (Resim 17.2B). Yağ nekrozu, omentum, bağırsak dendir. Bu kişilerde ani ortaya çıkan, ağrı, abdominal defans,
mezenteri ve hatta abdominal boşluğun dışını da (örn. de- karın ve barsak seslerinin olmaması yokluğu ile karakterize
rialtı yağ dokusu) içerecek biçimde pankreas dışındaki yağ “akut batın” görülür. Ağrı, karakteristik olarak sürekli, şid-
dokusunda da meydana gelebilir. Pek çok olguda, periton, detlidir ve sıklıkla sırta vuran tarzdadır. Bu ağrı, perfore
yağ damlacıkları da içeren (enzimatik olarak sindirilmiş yağ
peptik ülser, biliyer kolik, rüptüre akut kolesistit, mezenterik
dokusundan kaynaklanan), hafifçe bulanık, açık kahverengi,
seröz bir sıvı içerir. En ciddi form olan hemorajik pankreatit- damarların oklüzyonu sonucu bağırsak infarktüsü gibi diğer
te, yaygın parenkimal nekroza gland içerisinde diffüz kanama nedenlere bağlı ağrılardan ayırt edilmelidir.
da eşlik eder. Şiddetli akut pankreatitin belirtileri sindirim enzimle-
rinin sistemik salınımı ve yangısal cevabın şiddetli aktivas-
Skrotum, Testis ve Epididim 695
Fallopian
Klinik Bulgular
tuba
Uterus Endometriozisin klinik belirtileri, lezyonların dağılımına
bağlıdır. Tubalar ve overlerin aşırı nedbeleşmesi, alt abdo-
Endometriotik mende rahatsızlığa ve sonuçta steriliteye neden olur. Rektum
kist
duvarı tutulması, dışkılama sırasında ağrıya, uterus veya me-
sane serozasının tutulması ise sırasıyla disparoni (ağrılı cin-
Over
sel ilişki) ve dizüriye neden olur. Olguların tama yakınında
pelvis içi kanama ve uterus çevresi yapışıklıklar nedeniyle,
Retrograd PGE2 şiddetli bir dismenore ve pelvik ağrı vardır.
menstruasyon
Resim 19.10 Overin endometriozisi. Kesit yapılan over içinde dejene- Postmenopoz Proliferasyonlar (karsinom, hiperplazi, polipler)
re kan içeren, büyük endometriotik kist (“çikolata kisti”) Endometrial atrofi
Over Tümörleri 731
Tablo 19.4 Overin Germ Hücreli ve Seks Kord Neoplazmlarının Dikkat Çekici Özellikleri
İnsidansın Tepe
Neoplazi Noktası Yerleşim Morfolojik Özellikler Davranış
Germ Hücre Kökenli
Disgerminom 2 ve 3. dekadda %80-90 Testiküler seminomun karşılığı Tümü malign, ancak üçte
Gonadal disgenezis unilateraldir Tabaka veya diziler oluşturan biri metastaz yapar; tümü
zemininde gelişir büyük berrak hücreler radyoterapiye duyarlı, tedavi olma
Stromada lenfosit ve bazen oranı %80’dir
granülom bulunabilir
Koryokarsinom Yaşamın ilk 3 dekadı Ünilateral Plasental tümörlere idantik Erken dönemde yaygın metastaz
İki epitel hücre tipi: sitotrofoblast yapar
ve sinsisyotrofoblast Primer odak dejenere olabilir ve
geriye sadece metastaz kalır
Kemoterapiye dirençli
Seks Kord Tümörler
Granüloza-teka Çoğu postmenopozal Ünilateral Kubik granüloza hücreleri ile iğsi Yüksek miktarda östrojen üretebilir
hücreli ancak her yaşta veya geniş, lipid içeren teka Granüloza komponenti malign
gelişebilir hücreleri birlikte olur olabilir (%5-25)
Granüloza komponenti over
follikülünü taklit edebilir, Call-
Exner cisimcikleri gibi
Tekoma-fibroma Herhangi bir yaş Ünilateral Sarı (lipid içeren) geniş teka Çoğu hormonal olarak inaktif
hücreleri Yaklaşık %40’ı asit ve hidrotoraksa
yol açar (Meigs sendromu)
Nadiren malign
Sertoli-Leydig Tüm yaşlar Ünilateral Tubul veya kordonlar ve geniş, Çoğu maskülinizan veya
hücreli pembe Sertoli hücreleri ile defeminizan
testisin gelişimini taklit eder Nadiren malign
Overe Metastazlar
İleri yaşlar Çoğunlukla Fibröz zemine yayılmış kordonlar, Primer odak gastrointestinal kanal
bilateral glandlar, anaplastik tümör (Krukenberg tümörleri), meme ve
hücreleri akciğer
Hücreler bazen müsin salgılayan
“taşlı yüzük” hücreleri olabilir
over tümüyle tiroid dokusundan oluşmakta ve gerçekten güçlük yaratır. Yüzey epiteli kökenli over tümörleri, lokal
hipertiroidi nedeni olabilmektedir. Bu tümörler küçük, so- bası bulgularına (ağrı, gastrointestinal yakınmalar, idrar sık-
lid, tek taraflı, kahverengi over kitleleri şeklindedir. Bir diğer lığı gibi) neden olacak yeterli büyüklüğe erişinceye kadar ge-
özelleşmiş teratom, over karsinoidi olup, nadiren karsinoid nellikle asemptomatiktirler. Gerçekten de over tümörlerinin
sendroma yol açar. %30’u rutin jinekolojik muayene sırasında rastlantısal olarak
saptanır. Daha büyük kitleler özellikle epitelyal tümörler,
Klinik Özellikler karnı büyütebilirler. Daha küçük kitleler, özellikle dermoid
Tüm over tümörlerinde, belirti ve bulguların genellikle ile- kistler, pediküllerinin dönmesi (torsiyon) sonucu şiddetli
ri evreye ulaştıklarında ortaya çıkması, tedavi yaklaşımında karın ağrısına neden olarak akut batın tablosunu taklit ede-
bilirler. Malign seröz tümörlerin metastatik yayılımı, sıklıkla
asite neden olur. Fonksiyonel over tümörleri, sıklıkla neden
oldukları endokrin etkileri ile dikkat çekerler.
Ne yazık ki, over tümörlerinin tedavisi halen yetersiz-
dir. 1970’li yılların ortalarından günümüze kadar geçen
süre içinde sağ kalım süresinde az bir iyileşme izlenmiştir.
Tümörleri erken dönemde saptayacak tarama yöntemlerine
büyük ihtiyaç vardır. Bugün için mevcut olanlar sınırlı de-
ğere sahiptir. Bu belirteçlerden biri olan CA-125’in serum
seviyeleri over epitelyal kanserlerinin %75-90’ında yüksektir.
Ancak CA-125, overde sınırlı epitelyal tümörlerin %50’sinde
saptanabilir düzeyde değildir. Aksine birçok benign lezyon-
da ve over dışı kanserlerde sıklıkla yüksek bulunur. Sonuç
olarak, asemptomatik postmenopozal dönemdeki kadın-
larda tarama testi olarak yararlılığı sınırlıdır. Günümüzde,
Resim 19.18 Overin matür kistik teratomu (dermoid kist). Farklı doku
tipleri ve bir saç topu (altta) (Dr. Cristopher Crum’ın izniyle, Brigham and tedaviye yanıtı izlemede, CA-125 ölçümlerinin değeri çok
Women’s Hospital, Boston, Massachusetts). yüksektir.
766 B Ö L Ü M 20 Endokrin Sistem
A B
C D
Resim 20.15 Tiroid papiller karsinomu. (A-C) Makroskopik olarak da fark edilebilen papiller yapılardan oluşan papiller karsinom. Bu örnekte
tümör, belirgin papiller yapılar (B), bunları döşeyen bazen “yetim Annie’nin gözleri” diye adlandırılan, karakteristik boş görünümlü nukleuslu
hücreler (C) içermektedir. (D) Papiller karsinomda ince iğne aspirasyonunda elde edilen hücreler. Aspire edilen hücrelerin bazılarında karakte-
ristik intranükleer inklüzyonlar görülmektedir (oklar). (Dr. S. Gokasalan’nın izniyle, Teksas Güneybatı Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü, Dallas, Teksas.)
• İnce dağılmış kromotinli nükleuslar, berrak veya boş görü- aspirasyonunda daha önce tanımlanan karakteristik özellik-
nümü verir. Buzlu cam veya “yetim Annie’nin gözü” ola- lere dayanılarak konulabilir. Papiller tiroid kanserleri, yavaş
rak tanımlanır (bkz. Resim 20.15B). Buna ek olarak, sitop-
seyirli (indolent) lezyonlar olup 10 yıllık sağ kalım oranı
lazmanın girintileri enine kesitlerde nukleus içinde inklüz-
yon (bu nedenle “psödoinklüzyon” olarak tanımlanır) veya %95’in üzerindedir. İlginç olarak tek başına servikal lenf dü-
çentik (groove) görünümü verir (Resim 20.15D’ye bakınız). ğümü metastazının varlığı, bu lezyonların prognozuna belir-
Papiller yapı olmasa bile, bu nükleer özelliklerin varlığı gin etkisi olmaz. Hastaların küçük bir kısmında tanı konul-
papiller karsinom tanısı için yeterlidir. duğu sırada, en sık akciğerde olmak üzere hematojen yayılım
• Lezyon içerisinde, özellikle de papiller yapıların gövde-
vardır. Papiller tiroid kanserinde, hastaların uzun dönem sağ
lerinde, psammom cisimcikleri olarak adlandırılan kon-
santrik kalsifiye yapılar bulunur. Bu yapılar foliküler ve kalımları yaş (40 yaşından büyük olanlarda prognoz daha
medüller karsinomlarda neredeyse hiç bulunmaz. kötü), tiroid dışı yayılım ve uzak metastaz varlığı (evre) gibi
• Lenfatik invazyon odakları genellikle mevcuttur. Ancak çeşitli etkenlere bağlıdır.
kan damarı invazyonu, özellikle de küçük lezyonlarda çok Son çalışmalar, invazyon kanıtı olmayan papiller karsi-
daha seyrek görülür. Olguların yarısına yakınında, komşu
nomun foliküler varyantlarının, esasen malign davranış po-
servikal lenf nodlarında metastaz vardır.
• Papiller tiroid karsinomun bir düzineden fazla türü vardır. tansiyeli olmadığını göstermiştir. Bu tanımlamayla, Dünya
Ancak en yaygın olanı papiller kanserlerin nükleer özel- Sağlık Örgütü’nden gelen öneriler, bu tümörlerden karsinom
liklerini taşıyan hücrelerle döşeli foliküllerden oluşan en- adının çıkarılması gerektiği yönündedir, bundan sonra ge-
kapsüle foliküler varyanttır (ileride bahsedilecektir). reksiz tedaviyi önlemek için benign neoplaziler olarak sınıf-
landırılacaklardır.
Foliküler Karsinom
Klinik Özellikler
Foliküler karsinomlar, primer tiroid kanserlerinin %5-15’ini
Papiller karsinomlar nonfonksiyonel tümörlerdir, bu neden- oluşturur. Kadınlarda daha sıktır (3:1 oranında görülür) ve
le çoğunlukla ya sadece tiroid içinde ya da servikal lenf dü- papiller kanserlere göre daha geç yaşta ortaya çıkar. Görülme
ğümünde metastaz yapmış olarak, boyunda ağrısız bir kitle sıklığı 40 ile 60 yaş arasında zirve yapar. Foliküler karsinom,
şeklinde ortaya çıkar. Preoperatif tanı, genellikle ince iğne beslenmede iyot eksikliği olan bölgelerde daha sıktır (tiroid
Diabetes Mellitus 779
Mikroanjiyopati
Serebral vasküler enfarktüsler
Hemoraji
Retinopati
Hipertansiyon Katarakt
Glokom
Miyokardiyal enfarktüs
Ateroskleroz
Adacık hücre kaybı
İnsülitis (Tip 1)
Amiloid (Tip 2)
Nefroskleroz
Glomeruloskleroz
Arterioskleroz
Piyelonefrit Periferal vasküler
ateroskleroz
Gangren
Perifik nöropati
Enfeksiyonlar
Otonomik nöropati
Patogenez
Bölüm 20’de bahsedildiği gibi, PTH aşağıdaki etkileri ile kal-
siyum homeostazında merkezi bir rol oynar:
• Osteoklast aktivasyonu, kemik yıkımının artması ve kal-
siyum mobilizasyonu. PTH, bu etkiyi osteoblastlardaki
RANKL ekspresyonunu arttırarak dolaylı yoldan sağlar.
• Renal tubullerden artmış kalsiyum tutulumu.
• Fosfatların idrarla atılımının artması
Resim 21.7 İlerlemiş osteoporozda, hem medulla trabeküler kemiği • Böbreklerde aktif vitamin D, 1,25(OH)-D sentezinin art-
(aşağıda), hem de kortikal kemik (yukarıda) belirgin ölçüde incelmiştir. ması. Aktif vitamin D, barsaklardan kalsiyum emilimini
Kemiğin Tümörleri ve Tümör Benzeri Lezyonları 811
Kıkırdak
Kemik
İlik
Resim 21.19 Osteokondromun epifiz kıkırdağından bir uzantı olarak başlayarak gelişmesi.
A B
Resim 21.20 Osteokondrom. (A) Femur distalinden gelişen bir osteokondromun radyografisi (ok). (B) Kıkırdak başlık, düzensiz bir büyüme kıkır-
dağına benzer bir kıkırdak görünümüne sahiptir.
Klinik Seyir
Büyüme kıkırdağının kapandığı zamanlarda genellikle oste-
okondromların da büyümesi durur. Semptom veren tümör-
ler basit eksizyonla tedavi edilirler. Sporadik olgularda nadi-
ren, multipl herediter ekzostozlarda ise daha sık (%5-%20)
olarak, osteokondromlar kondrosarkoma ilerleyebilirler.
Kondrom
Kondromlar genellikle endokondral kökenli kemiklerde
gelişen iyi huylu hyalen kıkırdak tümörleridir. Medül-
ler boşluk içerisinde (enkondrom) ya da korteks yüzeyinde
(jukstakortikal kondrom) gelişebilirler. Enkondromlar ge-
nellikle yaşları 20 ila 50 arasındaki bireylerde tanı alır. Tipik
olarak, el ve ayakların küçük tubuler kemiklerinde soliter
metafiz lezyonları olarak görülürler. Radyolojik özellikler,
merkezinde düzensiz kalsifikasyonlar bulunan iyi sınırlı rad-
yolüsen alan, sklerotik bir çerçeve ve sağlam bir kortekstir
(Resim 21.21). Ollier hastalığı ve Maffucci sendromu multipl
enkondromlarla (enkondromatozis) karakterlidirler. Maf-
fucci sendromu ayrıca başka nadir tümörlerle birliktedir.
Büyük kemik enkondromlarının çoğu semptomsuzdur
Resim 21.21 Proksimal falanks enkondromu. Merkezinde kalsifikas-
ve tesadüfen saptanırlar. Bazen, ağrılı olurlar ve patolojik kı- yon bulunan radyolüsen kıkırdak nodülü korteksi inceltmiş ancak
rığa yol açarlar. Enkondromatozislerde, tümörler çok sayıda aşmamıştır.
836 B Ö L Ü M 22 Periferik Sinirler ve Kaslar
A
Miyositler
Normal
B
Akson
dejenerasyonu
Demiyelinasyon
Rejenerasyon
Miyositler
Fasikül
Kas
Endomisyum
Resim 22.1 Periferik sinir hasarı paternleri. (A) Normal motor birimlerinde tip I ve tip II kas lifleri (daha sonra Tablo 22.2’ye bakınız) “dama tahtası”
dağılımında düzenlenmiştir. Motor aksonları boyunca Ranvier nodları (oklar) ile ayrılmış internodlar, kalınlık ve uzunluk bakımından eşittir. (B)
Akut aksonal hasar (üst akson), denerve kas liflerinin atrofisi ile distal aksonun ve ilişkili miyelin kılıfının dejenerasyonuyla sonuçlanır. Aksine,
akut demiyelinizan hastalık, aksonu korurken (alt akson) tek tek miyelin internodlarının rastgele segmental dejenerasyonuna yol açar. (C) Ya-
ralanma sonrası aksonların (üst akson) rejenerasyonu, kas lifleriyle bağlantıların yeniden oluşmasına izin verir. Yenilenen akson, prolifere olan
Schwann hücreleri tarafından miyelinize olur. Ancak yeni internodlar daha kısadır ve miyelin kılıfları orijinalden daha incedir. (Ranvier nodları
oklarla işaretlenmiştir; panel A ile karşılaştırın.) Demiyelinizan hastalığın remisyonu (alt akson) yeniden remiyelinizasyona izin verir, ancak yeni
internodlar da normal hasarsız internodlardan daha kısadır ve daha ince miyelin kılıflarına sahiptir.
Serebrovasküler Hastalıklar 853
nüşsüz hasara sahip hastalar, mekanik ventilasyonda tutul- kal-leptomeningeal anastomozlardan gelen kollateral akım,
dukları takdirde, beyin yavaş yavaş otolize gider tablo “respi- bazı alanlarda hasarı sınırlandırabilir. Aksine, talamus, bazal
ratör beyni” ile sonuçlanır. ganglionlar ve derin beyaz maddede kollateral akım azla yok
arasındadır; bu alanlar derin penetran damarlar ile beslenir-
ler.
M O R F O LO J İ Embolik infarktlar, tromboz nedenli infarktlara göre daha
sıktır. Kardiak mural trombüsler emboli için sık bir kaynak-
Global iskemi halinde beyin şişmiştir, giruslar geniş ve sulkus- tır; myokard disfonksiyonu, kapak hastalığı ve atriyal fibri-
lar dardır. Kesit yüzeyinde gri ve beyaz madde ayırımı belirsiz-
lasyon önemli predispozan faktörlerdir. Tromboemboliler
leşir. Geri dönüşsüz iskemik hasara (infarktüs) eşlik eden his-
topatolojik değişiklikler üç gruba ayrılır. Erken değişiklikler, arterlerden; en sık da karotis arterleri veya aortik arkustaki
olaydan 12 ile 24 saat sonrasında gelişir; önce mikrovakuoli- ateromatöz plaklardan köken alabilir. Venöz kökenli embo-
zasyon, sonra sitoplazmik eozinofili, daha sonra nükleer pik- liler patent foramen ovaleden arteryel dolaşıma geçip beyine
noz ve karyorheksis ile karakterize akut nöronal değişiklikleri yerleşebilir (paradoks emboli; bkz Bölüm 4). Venöz emboli-
(kırmızı nöron) içerir (Resim 23.1A). Benzer değişiklikler sonra-
ler arasında, derin bacak venleri ve kemik travması sonrası
dan astrosit ve oligodendrogliada da görülür. Bundan sonra,
doku hasarına yanıt, nötrofil infiltrasyonu ile başlar (Resim yağ embolileri sayılabilir. Embolik enfart ile en sık etkilenen,
23.6A). Yirmidört saat ile 2 hafta arasında görülen subakut internal karotis arterin doğrudan uzantısı olan orta serebral
değişiklikler, doku nekrozu, makrofaj toplanması, vasküler arter bölgesidir. Emboliler, damarların dallandığı veya genel-
proliferasyon ve reaktif gliozisi kapsar (Resim 23.6B). İki haf- likle aterosklerozun neden olduğu stenoz bölgelerine yerleş-
tadan sonra görülen onarım süreci, nekrotik dokunun temiz-
me eğilimindedir.
lenmesi ve gliozis ile karakterizedir (Resim 23.6C).
Sınır bölgesi (“watershed”) infarktları arter besleme Serebral infarkta yol açan trombotik tıkanıklıklar genelde
bölgelerinin en distalinde kalan beyin ve omurilik alanlarında aterosklerotik plaklar üzerine yerleşir; sık etkilenen alanlar
görülür. Genelde hipotansiyon ataklarından sonra gelişir. Se- karotis bifurkasyonu, orta serebral arterin başlangıç yeri ve
rebral hemisferlerde, ön ve orta serebral arter besleme alanla- baziler arterin her iki ucudur. Bu tıkanıklıklar hem anterog-
rının arasındaki sınır bölgesi en büyük risk altındadır. Bu alanın
hasarı, interhemisferik fissürün birkaç santimetre lateralinde
rat ilerleyebilir hem de parçalanıp distale embolize olabilir-
serebral ler. “Laküner infarktüs” da denen birkaç milimetrelik küçük
infarktüslerlar, uzun süreli hipertansiyon gibi kronik hasar
hali nedeniyle küçük penetran damarların tıkanması sonucu
gelişir (daha sonra bahsedilecek).
Fokal Serebral İskemi İnfarktüsleri iki büyük gruba ayırabiliriz (Resim 23.7).
Serebral arter tıkanıklığı önce fokal iskemiye, sonra tı- Hemorajik olmayan (nonhemorajik) (soluk), akut damar tı-
kalı damarın dağılım alanında infarkta yol açar. İnfark- kanıklığı nedeniyle gelişir ve iskemik dokunun, kollateraller
tın boyutu, yeri, şekli ile doku hasarının boyutu, kollateral veya emboli çözülmesi sonrası yeniden perfüze olması nede-
kan akımı ile değişebilir. Özellikle Willis poligonu ve korti- niyle hemorajik (kanamalı) infarktüse dönüşebilir.
A B C
Resim 23.6 Serebral infarktüs. (A) Nötrofillerin infarktüs alanını infiltre etmesi süreci, vaskülarizasyonun intakt olduğu lezyon kenarlarından
başlar. (B) Onuncu güne gelindiğinde, infarktüs alanında makrofajlar ve bunları çevreleyen reaktif gliozis mevcuttur. (C) Eski intrakortikal infark-
tüsler, doku kaybı ve rezidüel gliozis şeklindedir.
864 B Ö L Ü M 23 Merkezi Sinir Sistemi
Fungal Menenjit
Sinir sisteminin fungal enfeksiyonları kronik menenjit yapa-
bilir ve diğer patojenlerde olduğu gibi parenkimal enfeksiyon
da gelişebilir. İmmünsüpresyon bu hastalıkların gelişme ris-
kini artırır, ancak enfeksiyon gelişmesi için şart değildir. Bazı
fungal patojenler MSS hastalığına neden olur:
• Cryptococcus neoformans, sıklıkla immünsüpresyon ze-
mininde, hem menenjit hem meningoensefalit yapabilir.
Fulminan ve iki hafta gibi kısa bir sürede fatal olabildi-
ği gibi yavaş seyrederek, aylar ve yıllar içinde gelişebilir.
B BOS’ta az hücre ve artmış protein saptanırken, mukoid
kapsüllü maya hücreleri çini mürekkebi preparasyonla-
Resim 23.16 Bakteriyel enfeksiyonlar. (A) Piyojenik menenjit. Beyin
sapını ve serebellumu kaplayan, leptomeninksleri kalınlaştıran süp- rında gösterilebilir. Beyin içine uzanım Virchow-Robin
püratüf eksuda. (B) Frontal lob beyaz maddesinde serebral apseler aralıkları boyunca olur, organizmalar çoğaldıkça bu boş-
(oklar). (A, Golden JA, Louis DN: Klinik tıpta görüntüler: akut bakteriyel luklar genişleyip “sabun köpüğü” benzeri görünüm kaza-
menenjit. N Engl Med 333:364, 1994. Copyright © 1994 Massachusetts
Tıp Topluluğu. Tüm hakları saklıdır.)
nır (Resim 23.17).
• Histoplasma capsulatum, sıklıkla dissemine enfeksiyon
şeklinde sinir sistemini tutar. HIV enfeksiyonu zeminin-
de, hastalık riski daha yüksektir. Histoplazmozis tipik
olarak bazal menenjit yapar ve BOS proteininde artış,
hafif azalmış glikoz ve hafif lenfositik pleositoz izlenir.
nenjit, araknoid fibrozisine ve BOS rezorpsiyonunun bozul- Organizmaların Virchow-Robin aralıklarından ilerleme-
leri sonucu parenkimal lezyonlar da gelişebilir.
ması nedenli hidrosefaliye yol açabilir.
• Güneybatı Amerika’da endemik bir mantar olan Coccidi-
Spiroket Enfeksiyonları oides immitis, daha çok disemine enfeksiyon yapar. Tanı
Nörosifiliz, sifilizin üçüncü evresi, tedavi edilmemiş Trepone- için BOS’ta spesifik antikor aranır. Tedavisiz koksidioidal
menenjit yüksek fatalite gösterir.
ma pallidum enfeksiyonu olan hastaların yaklaşık %10’unda
gelişir. HIV enfeksiyonu, nörosifiliz gelişim riskini artırır ve
hastalık HIV zemininde, sıklıkla daha ağır seyreder. Sifilizin Parenkimal Enfeksiyonlar
MSS tutulumunun çeşitli paternleri vardır, bunlar tek başla- Enfeksiyöz patojenlerin tümü (virüslerden parazitlere) beyni
rına veya kombinasyon halinde olabilir. enfekte edebilir, sıklıkla da karakteristik tutulum biçimleri
• Meningovasküler nörosifiliz, genelde beynin tabanını tu- söz konusudur. Genel olarak, viral enfeksiyonlar diffüz, bak-
tan bir kronik menenjittir ve sıklıkla plazma hücreleri ve teriyel enfeksiyonlar (menenjitle ilişkili olmadıkları zaman)
Akut İnflamatuar Dermatozlar 891
M O R F O LO J İ
A
Kontakt dermatitte deri tutulumu, tetikleyici ajan ile doğru-
dan temas alanlarıyla sınırlı iken (Resim 24.1A), diğer egzema
tiplerinde lezyonlar yaygın olabilir. Spongiyoz veya epider-
mal ödem, akut egzematöz dermatitin tüm şekillerinin karak-
teristik bulgusudur -bu nedenle spongiyotik dermatit terimi
eş anlamlı olarak kullanılır. Ödem sıvısı, epidermisin interselü-
ler aralıklarına da sızar ve keratinositlerin birbirinden ayrılma-
sına neden olur (Resim 24.1B). İnterselüler köprüler (hücreler
arası bağlantılar) gerginleşir, belirginleşir ve daha kolay görü-
lür hale gelir. Bu epidermal değişikliklere, dermal papillalarda
ödem, mast hücre degranülasyonu eşlik eder. Bazen eozino-
filler de bulunabilir ve özellikle ilaçların neden olduğu spon-
giyotik erüpsiyonlarda belirgindir. Ancak genellikle, neden ne
olursa olsun, histolojik özellikler benzerdir. Bu da dikkatli bir
klinik korelasyonun ne denli gerekli olduğunu gösterir.
B
Klinik Özellikler
Resim 24.1 Egzematöz dermatit. (A) Bir kolyenin içerdiği nikele bağlı
Akut egzematöz dermatit lezyonları, sıklıkla vezikül veya olan kontakt dermatitin neden olduğu şekilli eritem ve skuamlanma.
büller içeren kaşıntılı (pruritik), ödemli, sızıntılı plaklar şek- (B) Mikroskopik olarak epidermal hücreler arasında sıvı birikimi (spon-
lindedir. Antijenik uyarının devam etmesi halinde, epider- giyoz) mevcuttur. Spongiyozun ilerlemesi, veziküller ortaya çıkmasına
neden olabilir.
misin kalınlaşması (akantoz) sonucunda giderek pullanma
(hiperkeratoz) gösteren lezyonlara dönüşebilir. Bu değişik-
liklerin bazıları, lezyonların kaşınması ile ilişkilidir veya nıtı olarak oluşan bir tablodur. Öncesinde görülebilecek en-
bunun sonucunda artar (bkz. daha ileride anlatılan “Liken
feksiyonlar arasında herpes simplex, mikoplazmalar ve bazı
Simpleks Kronikus”). Egzemanın klinik nedenleri bazıları
mantarların neden olduğu enfeksiyonlar vardır. Suçlanan
tarafından “iç (dahili)” (bir yiyecek veya ilaç gibi dolanan bir
ilaçlar arasında ise sülfonamidler, penisilin, salisilatlar, hi-
iç antijene reaksiyon) ve “dış (harici)” (zehirli sarmaşık gibi
dış bir antijenle temas) kaynaklı olarak ayrılır. dantoinler ve antimalariyal ilaçlar vardır. Sitotoksik T hücre
Atopik dermatit eğilimi sıklıkla kalıtsaldır. Tek yumurta saldırısı, deri ve mukozal epitellerin bazal tabaka hücrelerini
ikizlerinde konkordans (hastalığın her iki ikizde görülme) hedef alır. Bunun nedeninin, henüz niteliği bilinmeyen bazı
oranı %80, çift yumurta ikizlerinde ise %20 düzeyindedir. Ge- antijenler ile reaksiyon olduğu düşünülmektedir. Bazı insan
nellikle erken çocukluk çağında ortaya çıkar ve vakaların ço- lenfosit antijeni (human lymphocyte antigen [HLA]) haplo-
ğunda erişkin yaşlarda ortadan kalkar. Atopik dermatiti olan tiplerinin, hastalık ile ilişkili olduğu bilinmektedir.
çocuklarda, atopik triad (üçlü) olarak adlandırılan astım ve
alerjik rinit de sıklıkla eşlik eder. Yakın geçmişte yapılan ge-
netik çalışmalar, keratinosit bariyer fonksiyonu, doğal (innate)
bağışıklık ve T hücre fonksiyonlarında rol oynayan proteinleri
M O R F O LO J İ
kodlayan genlerde polimorfizmler ortaya koymuştur. Hastalarda, makül, papül, vezikül ve büller gibi büyük çeşitlilik
(multiforme olarak adlandırılmasının nedeni) gösteren lez-
Eritema Multiforme yonlar görülür. Tam gelişmiş lezyonların karakteristik “hedef
tahtası” görünümü vardır (Resim 24.2A). Erken lezyonlarda
Eritema multiforme, deri yerleşimli (“skin-homing”) yüzeyel perivasküler lenfositik infiltrasyonla birlikte dermal
CD8+ sitotoksik T lenfosit bağımlı epitelyal hasar ile ödem ve apoptotik keratinositlerle temas eden, dermoepi-
dermal bileşke üzerinde dizilim gösteren lenfositler görülür
karakterizedir. Sık görülmeyen, genellikle kendi kendine
(Resim 24.2B). Zamanla birleşen odaklar halinde bazal epider-
sınırlı, bazı enfeksiyonlar ve ilaçlara bir aşırı duyarlılık ya-